
BÜYÜK LAROUSSEDA BİRECİK
Birecik, G.-D. Anadolu Bölgesinde, Şanlıurfa iline bağlı ilçe; 58907 nüf. (1990); 852 km; merkez bucağı dışında bir bucak,
44 köy. Merkezi, Şanlıurfa’nın 79 km B.-G.-B.’sındaki Birecik, 28 440 nüf. (1990). 1956’da Fırat üzerindeki Birecik Köprüsünün yapılmasıyla yöre, ülkelerarası transit taşımacılıkla önemli ulaşım merkezlerinden biri durumuna geldi.
Arkeol. 1894’te Fransız araştırmacı J.E. Gautier, G.-D. Anadolu gezisi sırasında Birecik’te Alt Yontmataş dönemine tarihlendirilen , kabaca yontulmuş iki yüzlü balta buldu. Daha sonra Kılıç Kökten’in yaptığı yüzey araştırmaları sırasında da (1946), Gautier’in el baltasını bulduğu yörede, gene bu dönemde araç-gereçlere, Birecik’in K.’inde dilgi aletlere rastlandı.
Birecik Tersanesi, XVI. yy. ’da Birecik’te ( Urfa) Fırat ve Dicle üzerinde çalışan küçük ırmak gemilerinin yapıldığı tersane.
HAYAT ANSİKLOPEDİSİNDE BİRECİK
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Orta Fırat bölümünde, Urfa iline bağlı bir ilçedir. Topraklarını doğuda aynı ilin Bozova ve Suruç ilçeleri, batıda Gaziantep’in Nizip ve Karkamış ilçesi , kuzeyde Urfa’nın Halfeti ilçesi çevirir. Güneyde, Suriye topraklarına komşudur. Merkez bucağından başka, Böğürtlen adında bir bucağı, bu iki bucağa bağlı 68 köy ve iki beldesi vardır.
Yüzölçümü: 856 km
Nüfusu: 40.650 ( 1975 sayımı)
Birecik ilçesi, Kuzey Suriye düzlüklerinin Güneydoğu Anadolu’daki devamını içine alır. İlçe toprakları, güneyden kuzeye doğru, yavaş yavaş yükselir. Fırat Nehri, ilçenin batı sınırını meydana getirir. İlçede tahıl tarımı çok gelişmiştir. Bunun yanı sıra, zeytin ve fıstık da, ilçenin ekonomik hayatında önemli bir yer tutar.
İlçe merkezi Fırat’ın doğu kıyısında kurulmuştur. Nüfusu 43.587’tır. Gaziantep-Nizip-Suruç-Urfa yolu üzerindedir. Şehrin bir kesimi düzlükte, bir kesimi de yamaçlardadır. Yakın yıllara kadar, bu yol, Birecik’te kesintiye uğradı. Fırat üzerindeki büyük Birecik Köprüsü’nün kurulması üzerine, bu yol da tamamlandı. Köprü, 720 m. Uzunlukta, 10 m. genişliktedir.
Birecik’te kendircilik hayli gelişmiştir. Kendir, basit usullerle, ip ve halat halinde gerilir. Zeytinyağcılık ve sabunculuk da Birecik’in ekonomik hayatında önemli bir yer tutar.
Tarih. – VII. Yüzyılda, İslâmlar Birecik’i Bizans’tan aldılar. 1099-1150 yılları arasında da, kasaba Haçlılar’ın elinde kaldı. Sonra, Mısır-Suriye-Türk Memlük İmparatorluğu’na geçti. 1516 yılında, Yavuz Sultan Selim zamanında, Birecik de bütün o çevredeki ülkeler gibi Osmanlı Devleti’ne bağlandı. Bu devrede Birecik Fırat ve Dicle üzerinde çalışılabilen küçük boyda tekneler yapan bir tersaneye de sahipti. Hızla gelişerek, büyük bir şehir haline geldi. Ancak, İstanbul-Bağdat demiryolu, başka yerden geçirilince, gene gerilemeye başladı; eski canlı ticaret hayatı durgunlaştı.
İSLÂM ANSİKLOPEDİSİNDE BİRECİK
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Şanlıurfa iline bağlı kaza merkezi şehir.
Denizden 340 m. yükseklikte, Fırat nehrinin sol kıyısında kurulmuş olup etrafı yarım daire şeklinde dağlarla çevrilmiş bir ovanın merkezini teşkil etmektedir. Fırat Nehri Birecik’ten itibaren dağlık bölgeyi terk ederek Suriye-Mezopotamya’ya giden ana yollardan biri de Birecik’ten geçmektedir. Bu sebeple şehir tarihte yakın Doğu’nun önemli merkezlerden biri olmuştur.
Âramica Birsâ kelimesinden türeyen ve Arapça el-bire ( kale, hisar), mahalli Halep dilinde Bâracık, halk dilinde Belecik şeklinde kullanılan ve XVI. yüzyılda Berecük imlâsıyla yazılan Birecik “küçük kale” demektir. XIX. Yüzyılda ismi Biretü’l-Fırat olarak geçer. İbnü’l-Esir, Dımaşki ve Ebü’l-Fida gibi islam tarih ve coğrafyacıların eserlerinde adına el-Bire şeklinde de rastlanır.
Millâttan önce 2000 yıllarında Hititler’in elinde bulunan şehir Millâttan önce 840’larda Asur hâkimiyetine girmiş, daha sonra sırasıyla Pers, Mekadonya, Roma ve Bizans İmparotorluklarının idaresinde kalmıştır. Birecik Hz. Ömer’in hilafeti zamanında kumandan İyâz b. Ganm’ın Urfa ve Fırat bölgesini fethi sırasında İslâm topraklarına katıldı (16/637) . Abbasi Halifesi Hârunürreşit zamanında (786-809) Bağdat’ın Fırat Nehri üzerindeki bir iskelesi olduğu için imar edildi.
Muhtemelen XI. Yüzyılın ikinci yarısında Büyük Selçuklu Devleti’nin sınırları içine giren bölge 1096’da Bizanslılar tarafından alındıysa da sonraları sırasıyla Artuklu, Eyyübi, Memlük, Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletlerinin eline geçti. 1098-1150 yılları arasında şehir Urfa Haçlı Kontluğu’nun hâkimiyetindeydi. Selçuklular’ın Musul atabegi İmadüddün Zengi 1144 Urfa’yı fethettiğinde Birecik’i de kuşattı, ancak alamadı. Haçlılar Urfa’nın müslümanlar tarafından fethinden sonra Birecik’i Bizans’a bırakmak zorunda kaldılar. Bundan hemen sonra şehir Mardin’deki Artukoğulları’ndaki Şehâbeddin İlyâs b. İlgâzi eline geçti. 1234’te Anadolu seferine çıkan eyyubi orduları Birecik’te toplanmış. 1259’da Hülâgi kumandasındaki Moğol ordusu Kuzeybatı Suriye’yi zaptedilmez kalesiyle Birecik Müslüman toprakların savunmasında önemli bir müstahkem mevki teşkil ediyordu. Daha sonra Suriye Memlükleri’nin idaresine girdi.
Karakoyunlu Hükümdarı Kara Yusuf tarafından 1418’de kuşatıldı ve yağma edildiyse de uzun süre Memlik yönetiminde kaldı. Memlük Sultanı Kayıtbay tarafından Akkoyunlu Hükümdarı uzun Hasan’a karşı savunuldu. Ayrıca Sultan Kayıtbay Fırat boyundaki kaleleri teftişe çıktığında Birecik’teki kaleyi tamir ettirdi. (1482) . Memlük dönemine ait olmak üzere kalede altı Arapça kitâbe bulunmaktadır. Bunlardan 1277-1279 tarihli olanlar Memlük Sultanı Berke Han, 1482-1483 tarihliler ise Sultan Kayıtbay zamanına aittir.
Birecik Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Mercidâbık Savaşı’ndan sonra Osmanlı idaresine girdi. (1516) ve Halep eyaletine bağlı Urfa sancağının merkezi olarak teşkilâtlandırıldı. Kanuni Sultan Süleyman Irakeyn Seferi’nden (1533-1536) dönerken ordunun Birecik’in de arasında bulunduğu bölgede kışlamasını emretmiş ve Halep’e giderken Birecik’ten geçmişti.
XVI. yüzyıl başlarında Birecik’te Meydan, Vâdi Cenk, Merkez ve Bâb-ı Ruha adlarını taşıyan dört mahalle bulunuyordu ve 1536’da 2800 olan nüfusu 1570’te 3850’ye ulaşmıştı. Bu dönemde Birecik’in ekonomik yönden de geliştiği anlaşılmaktadır.
Fırat Nehri boyunca Birecik’ten Bağdat’a kadar nehir yoluyla askeri nakliyat yanında sivil ulaşımda yapılmaktaydı. Fırat nehrinde kuzeye doğru ulaşımın son durağı olması sebebiyle ticari bir iskeleye sahipti. İskele gelirleri XVI. yüzyılın ortalarında 180.000.-200.000 akçe arasında değişen Birecik’te iskele hizmetinde bulunanlar sayısın 1552’de beşi reis, ikisi neccâr ve otuz sekizi kürekçi olmak üzere kırk beş; 1570’te ise altısı reis, üçü neccâr ve elli dördü kürekçi olmak üzere altmış üç kişi idi. Bunlar hizmetleri karşılığında avârız*dan muaf tutulmuşlardı.
XVI. yüzyılda şehre gelen bazı batılı tüccar ve seyyahlar Birecik’in bir ticaret şehri olduğunu, buraya gelen ticari malların türlerine göre gruplandığını, şehirde keten kumaş, bal mumu, mısır ve ince darı ambarları bulunduğunu anlatmaktadırlar. Yine bu devirde Halep’ten Bağdat’a gitmek isteyenler ya çöl yolunu tercih ediyorlar veya karayoluyla Birecik’e gelip oradan nehir yoluyla Bağdat’a gidiyorlardı. Fırat üzerindeki bu yolculuk 15-55 gün arasında değişmekteydi. Şehirde boyahane ve debbağhânelerin bulunmasından dokumacılık yapıldığı da anlaşılmaktadır.
Birecik’in fethinden sonra Osmanlılar’ın burada bir tersane kurdukları bilinmektedir. 1571’de Birecik tersanesinde 250’si asker için, 150’si zahire nakli için olmak üzere 400 gemi inşa edilmişti. Birecik tersanesinde daha sonraki yüzyıllarda da ihtiyaç halinde nehir gemisi yapıldığı tespit edilmektedir. Tersanede gemi inşası için gerekli olan malzemeler ise civar bölgelerden temin ediliyordu.
Evliya Çelebi’ye göre 150 akçelik bir kaza merkezi olan Birecik’te ayrıca müftü, nakibüleşraf, şehremini, gümrük emini ve iskele emini nehir ulaşımının sağlandığı kelek mauna gemilerinin idaresine bakıyordu. Birecik Kalesi Fırat’ın kuzeydoğusunda taştan yapılmış, kuleleri birbirine bakan altıgen bir bina idi ve savunması için büyük küçük yetmiş top bulunuyordu. Buradaki evler kayalar üzerinde kurulmuş ve Fırat’a bakan iki katlı binalardı. İç hisarda Selim Han Camii baştan olmak üzere on bir cami-mescid, tekke, sıbyan mektebi, çarşı-Pazar, iskele yanında han ve hamam yer almaktaydı. Birecik Halep ve Bağdat gibi iki büyük ticaret merkezinin iskelesi durumunda olduğundan dükkânlarında değerli eşyalar satılmaktaydı. Çok verimli olan ovasına “Vâdizzeytün” deniliyordu.
XVII ve XVIII. Yüzyıllarda tersanedeki gemi inşa faaliyetlerinin devam etmesinden Birecik’in siyasi ve ticari önemini koruduğu anlaşılmaktadır. 1839’da Osmanlı ordusu ile İbrahim Paşa kumandasındaki Mısır ordusu arasında meydana gelen savaş Birecik yakınlarındaki Nizip’te cereyan etmişti. XIX. yüzyılın ilk yarısında şehir hakkında bilgi veren Niebuhr, Buckhingam, Petermann ve Czernik gibi seyyahlar nüfusunu 3000-4000 olarak vermektedirler. 1836-1837’de İngiliz mühendisi Chesney başkanlığında bir heyet tarafından Fırat’ta vapur işletmeciliği için yapılan incelemelerde Birecik’ten itibaren nehrin ulaşıma elverişli olduğu tespit edilmişse de proje gerçekleşmemiştir. Birecik’in nüfusu 1890’arda 8600-10.000 kişi arasında değişiyordu ve şehirde 450-500 dükkân bulunuyordu.
Birecik Kuzey Suriye’den Mezopotamya’ya yapılan kervan ticaretinin geçit noktası üzerinde bulunduğundan XIX. yüzyılda da önemini korumuş , halk geçimini buradan yapılan transit nakliyattan sağlamıştır. Ancak Bağdat demiryolunun şehrin biraz güneyinden geçmesi ve I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında meydana gelen olaylar sebebiyle eski önemini kaybetmiştir.
Osmanlılar tarafından ele geçirildikten sonra bir sancak statüsü kazanan Birecik 1526’da Arap eyaletine bağlıydı. Bu sıralarda sancağın beş kazası bulunuyordu ve toplam nüfusu 20.000 civarındaydı. Birecik’in merkez kazası ise 8000 civarında bir nüfusa sahipti. ( BA, TD,nr 998, s. 299-300). Sancağın timar* gelirlerinin büyük kısmı padişah ve sancak beyi has* larına ayrılmıştı. Ayrıca kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa için de on köyün geliri has olarak tahsis edilmişti. Sancak 1568-1574’te Halep eyaletine, 1609’da Rakka beylerbeyliğine bağlı durumdaydı. 1610’da sancaktan Şark seferine katılan timarlı sipahi ve zaim* sayısı elli dört kadardı. (BA,TD, nr. 710, s. 20-21). Cihannümâdaki bir kayda göre XVII. yüzyılda bir ara müstakil hale getirilen sancak 16532’de Rakka’ya bağlandı. Bu durumu XVIII ve XIX. yüzyılın ilk yarısında da koruyan Birecik, 1273 tarihli ( 1856-57 ) devlet salnâmesine göre Halep eyaletinin Rakka sancağının bir kaymakamlığı olup daha sonra aynı vilâyetin Urfa sancağında bir kaza merkezi haline geldi.
Birecik 1919’da önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından işgal edildiyse de Urfa’da İstiklâl mücadelesinin üzerine 11 Temmuz 1920’de işgal kuvvetlerinin şehri terketmesiyle kurtuldu.
1923’te nahiye merkezi iken kaza merkezi statüsüne getirilen Birecik Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir gelişme kaydetmediyse de 1956’da Fırat üzerinde Türkiye’nin en uzun köprülerinden birinin yapılmasıyla yeniden gelişmeye başladı. Böylece bölgede ticaret canlandığı gibi nüfus da arttı. 1927’de 9100 olan Birecik’in nüfusu 1945’te 10.790’a, 1965’te 15.317’ye, 1985’te 25.998’e, 1990’da da 28.440’a ulaştı. Şehir bugün Fırat boyunca doğuya doğru tarım alanları istikametinde gelişme göstermektedir. Dünyada soyu giderek tükenmekte olan ve Türkiye’de sadece Birecik’te yaşayan Kelaynak kuşlarının burada koruma altına alınması da ayrıca önem taşımaktadır.
Birecik ilçesinin merkez bucağından başka Böğürtlen adlı bir bucağı ve otuz dokuz köyü vardır. Yüzölçümü 852 km olan ilçenin 1990 sayımına göre nüfusu 58.907, nüfus yoğunluğu ise 69 idi.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI İSLÂM ANSİKLOPEDİSİNDE BİRECİK TARİHİ
BİRECİK, Anadolu’nun cenüb-i şarki mıntıkasında, Fırat’ın sol sahilinde 37 55’ şarki-Tül ( Greenw ) ve 37 2 ‘ şimali arzda, Urfa vilayetine bağlı, bir kaza merkezi olup, 1935 sayımına göre, nüfusu 9.659 kişidir. ( kazanın nüfusu 35.476; merkeze ve Halfeti = Rumkale nâhiyesine bağlı köylerin sayısı 73). Halkın Balecik ve ( Sachau’ya göre) Haleplilerin Bâracik dedikleri Birecik ismi, küçük - Bira yani “küçük kale” manasına gelir ( arapça Bira ile türkçe tasgir edatından mürekkeptir ) ; yanlış etimolojiler için bk. Ritter, X, 951 ve Moltke, ayn. Csr., I, 214
Denizden yüksekliği 340 m. olan Birecik şehri, etrafı Fırat’a dayanan dağlar ile yarım daire şeklinde çevrilmiş bir ovanın merkezini teşkil etmektedir. Nehrin hemen sahilinde tek başına yükselen mahruti bir kaya parçası asıl şehre hakim bir vaziyette bulunmaktadır ve şehrin müdafaası için, tabii bir tasarruf merkezi olarak,devirler boyunca daima tahkim edilmiştir; zira Birecik şehri yakın şarkın en mühim vekillerinden birini teşkil eder. Fırat nehri burada sarp dağlık arazi arasındaki dar mecrâsını bırakarak, Suriye-Mezopotamya ovasına girer ve munsabına kadar bu ovada akar. Keza Toros geçitlerinin tehlikeli şelalelerini arkada bırakarak gelen nehrin seyr-ü sefere müsait bir hâl alması da ancak bu noktadan itibaren başlar ve gene bu noktada nehrin en elverişli geçit yeri bulunur.
Asürilerin çivi yazılı kitabelerinde ismi geçen Til ( “ tepe” )- Bursip veya Basrip’in bugünkü Birecik’in bulunduğu yerde olması lâzım geldiğinde hiç şüphe edilemez. Bu mevki IX. (m.ö) asırda şimâli Suriye’de ve bitişiğindeki Mezopotamya’da, küçük ârâmî hükümeti Bit-Adini’nin merkezi olarak, mühim bir yol oynamıştır. Salmannasır II. ( 859-824 ) şimâlî Suriye’ye yaptığı seferlerin hepsinde Fırat’ı buradan geçmiştir ; kendisi burada zaptederek, Kâr - Şulmamu - aşarid ( “Salmannasır”) kalesi ismini verdiği ( her halde bugün mevcut olan kale ) bir kaleden tekrar tekrar bahsetmektedir ki, bu kaleye halefi Şamsi – adad V.’ın kitabelerinde de aynı isim ile rastgelmekteyiz. Sanherib, Basra körfezini geçmek için, gemilere ihtiyacı olduğu zaman, bunları Til-Basrip’te inşa ettirmiş ve Fırat boyunca aşağıya mevzubahis olan çivi yazılı kitâbeler hakkında krş. E. Schrader, Keilin schr. U. Geschichtsforsch. ( Giessen,1878 ), 143 v. Dd., 219 v. Dd. Ve F. Delitzsch, Wo lag das Paradies ? ( Leipzig, 1881), 4, 141, 263. Eski Basrip adının Batlamyus ( V, 18, 5 )’te tarif edilerek Iıooixa ( oona yerine ? ) şeklinde muhafaza edilmiş olması ihtimâl dahilindedir. Asürîlerin devrinde, metinlerden de anlaşıldığı gibi, nehirden tulumlar ile ( bugün kelek deniyor) geçiliyordu. Selefkîlerin hâkimiyeti devrinden itibaren orta Fırat’ın Toroslardan çıkıp, ovaya girdiği yerde tombazlar üzerine kurulmuş iki köprü bulunmakta idi ki, Zeugma adı ile şöhret almış ve sık -sık zikredilmişti.
Bunlardan şimâlde bulunanı ve daha az kullanılanı Kommagene’de Samosata ( ar.Sumaysat)’nın yakınında ve diğeri ise, cenupta Birecik civarındadır. Nehrin garp sâhilindeki iki köprü başından Mezopotamya tarafında bulunanı Seleukos I. tarafından kurulmuş ve karısının namına Apamea tesmiye edilmişti. Nehrin garp tarihindeki şehirler, şârk sâhilindeki varoşları ile ekseriya karıştırılır. ( msl. Ritter, Forbiger, Mommsen, Chopat ). Bu mesele hakkında krş. bilhassa H. Ve R. Kiepert, formae orbis antigui ( 1910), fas. V, s. I v.d., 5; Fırat geçitlerinin bulunduğu bu mıntıka hakkında şu eserlere de bakmak lâzımdır : mannert, geograph. D. Griech. U. Röm. ( Leipzig, 1831 ) ,, VI, l, 389 v. Dd. ; Ritter Erdkunde , X 959 – 1003 ; Nöldeke, Nachr. Der Götting. Gesch. D. Wiss. ( 1876) , s. I v. Dd.; Streck, Pauly –Wissova, Realencykl. D. Klass. altertumswwiss., ilâve I, 99 (Apamea 4), 274 ( Capersane, Caphrena ) ; V.Chapot, La frontierede I’ Euphrate ( Paris, 1907 ), s. 272 v. dd. Cenuptaki geçit yerinde (Birecik) XV. Asrın ikinci sınıfına kadar bir tombaz köprüsünün mevcut olduğuna dâir mâlümat vardır. ( krş. Halil al – Zâhiri ).
Mevkie hâkim ve kuvvetle tahkim edilmiş kalesi sâyesinde, şark sâhilindeki kasabanın garp sâhilindeki kasaba orta çağda tamamıyla kaybolmuş ve şarktakinin ehemmiyeti ise, günden güne artmıştır ve belki de hiçbir zaman tamamıyla yerleşemeyen resmi Apamea namı da ortadan ârâmi ahalinin kullandığı Birsâ (,, kale”) tâbirine bırakmıştır. Ârâmîce konuşulan yerlerde Birsâ tâbirine bırakmıştır. Ârâmice konuşulan yerlerde Birsâ tâbirine şehir ismi olarak çok tesadüf etmekteyiz ( krş. Mad. BİRE) ; Fırat’ın sağ sâhilinde bugünkü Dêr ez- Zor ( 40 8’şarkî tül, Greenw.) dahi Batlam, Isid. Charac., Notit. Dignit., Hierocl ., Geogr. Cypr. ( Birthon) ve Josue Stylites ‘in Suriye Kroniki’nde bahsettikleri böyle bir Birsâ’nın yerinde bulunmaktadır. Bu Mezopotamya Birsâ’sı çok defalar, yanlış olarak, Birecik ile aynı tutulmuştur ; aksi için krş. C. Müller , Geogr. Graeci min., I,245 ; Regling, tür yer .; H. Ve R. Kiepert, tür. Yer ., s.5 b.
Araplar Bîrsâ tâbirini al-Bîra olarak almışlardır ki, bu, Suriyeliler tarafından , sonraları Bireh şeklinde kullanılmıştır. ( krş. Msl. Barhebraeus, Chronic. Syriac., tab. Paris, s. 405). Bîra tabîri tarihi eserlerde ilk olarak haçlılar muharebeleri zamanında göze çarpmaktadır. 1099’da Urfa kontu Baudouin tarafından zapt edilen bu mevkii hemen yarım asır kadar frankların elinde kalmıştır. 539
( 11 44)’da Bîra kalesindeki franklar, o zamanki Urfa senyörünün emri altında, kendilerini musul emîri Zengi’nin ordusuna karşı kahramanca müdafa etmişlerdir ; lâkin şehir çok geçmeden, Zengi’nin korkusundan, Mârdin Artuk-oğullarına kendiliğinden teslim olmuştur ; krş. Weil, Gesch. Der Khalifen , III, 288 v. d. Ve o zamandan itibaren, muvakkat bir Bizans hâkimiyeti müstesna ( krş. Ritter, X, 931, 950, 965 ) , dâimâ müslümanların elinde kalmış olan bu yalçın Birecik kalesi XIII. Asır Moğul istilâsı esnasında, İslâmiyetin sağlam bir siperi olarak, kıymetini göstermiştir. ( krş. Abu’l – Fidâ’, göst. Yer.)
Eski arap coğrafyacıları ile Yâkût’ ka Birâ ismine hiç tesadüf edilmez. Bu isim ilk olarak XIII. Asrın ortalarında bunların kitaplarında , msl. Dimaskî , Abu ‘l – Fidâ , Marâsid , Halil al- Zâhiri ‘ de görülmektedir. Suriye ve Mezopotamya Türk hâkimiyetinin altına geçtikten ve türler Bîra ahalisi arasında sayıca dahi fâikiyet kazandıktan sonra, bu arapça ismin yerine , yavaş yavaş türkçe Birecik adı kaim olmuştur. Avrupalı seyyahlardan bu ismi ilk olarak zikreden Niebuhr ‘dur ( 1766) ; bundan evvelki diğer seyyahların hepsi bir yahut Beer derler ( C. Federigo , 1563 ;L. Rauwolff , 1574 ; Tavernier, 1638 ve 1644 ; Maundrell , 1699 ; Otter ve Pococke, 1737 ).
Daha yeni zamanların harp tarihinde ise, Birecik şehri, hemen yakınında, Fırat’ın 45 km. garbında , Nezib ( Nizip) civarında , 1839’da vukû bulan Türk - Mısır harbinin nihâî meydan muharebesi ile şöhret kazanmıştır. Serasker Hâfız Paşa kumandasındaki Türk ordusu Birecik’ten birkaç saat mesafede , Fırat nehrinin sağ sâhilindeki tepelerde , mevzi almıştı. O zaman Türk ordusunda yüz – başı rütbesinde olarak bulunan moltke ( maraşal)’nin tavsiyeleri nazar-ı itibara alınmamıştır ve bu suretle 24 haziranda vukua gelen çarpışma , İbrahim Paşa kumandasında bulunan mısırlıların zaferi ile neticelenmiştir.
Bütün seyyahların söylediklerine göre, Birecik sevimli bir şehirdir. Evler nehir boyunca hemen 2 km. uzunluğunda, birbirine bitişik dört dağın yamaçları üzerinde, tarasa şeklinde inşa edilmiştir ve bunların ortasında en yüksek kayanın tepesinde de bir kale bulunur. Sayısız serviler ve evlerden daha yüksek ağaçların yetiştiği bahçeler manzaraya bir canlılık vermektedir. Sultan Kayıt – Bay tarafından , 887 ( 1482’de inşa ettirilen dört kapılı ve harap, yıkılmağa yüz tutmuş kuleler ile mücehhez olan bir sûr, sokakları eğri büğrü ve pis olan şehrin etrafını çevirmektedir ( krş.van Berchem, ayn. Esr., s. 106 2 ).
Birecik’in en çok dikkate şâyân olan tarafı, kısmen tabiat ve kısmen de insan eli ile etrafla irtibatı tamamen kesilmiş, beyzi şekilde ve takriben 56 m. yüksekliğinde kireç taşından bir tepe üzerine inşa edilmiş olan ve bugün harap bir halde bulunan muazzam kalesidir. Kalenin bulunduğu tepe Fırat’ın hemen yanında ve nehrin dar kayalık vâdilerinden çıkarak, cenûba doğru genişlemeye başladığı yerin biraz aşağısında bulunmaktadır. Bu sarp ve kısmen de sun’i olarak yükseldiğine ihtimal verilen mahruti tepenin etrafını bir zamanlar, el’an dahi kısmen mevcut olan, yontma taşlardan yapılmış bir set çevirdiğinden, bunun üzerine inşa edilmiş olan kalenin zaptı hemen hemen imkânsızdı. Bu hususta bize en fazla mâlûmat veren Moltke, bu kalenin , gördüğü yapıların en fevkaladesi olduğunu söylüyor.
Bu mâlûmata göre, kale, 3 ve hatta 4 katlı gâyet muazzam kemerlerden mürekkepti ve bunların büyük bir kısmı bir çok şiddetli zelzelelere rağmen, bugün dahi sarsılmamış bulunuyor. Bu kalenin tarihi, hiç şüphe yok ki, eski zamanların en karanlık devirlerine kadar uzanmaktadır ; bâzı kısımlarının, Regling’in ihtimâl verdiği gibi, ta Selefkîler devrine âit olması imkân dahilindedir ; lâkin bugünkü yapı esas itibarıyla her halde XII. Asra icra olunabilir. Üzerinde 6 tâne arapça kitâbe bulunmaktadır ki bunlardan en eskisi Mısır’daki Memlük sultanlarından Barakat Hân ( 676 – 678 = 1277 – 1279 )’a ve en yenileri de Sultan Kayıt – Bay ( 887 –888 = 1482 – 1483) ‘a âittir. Bu sultan 882 ( 1477 – 1478 )’de Suriye seyahati esnasında ( Birecik’in yukarı tarafındaki ) Rûmkal’a ‘ya kadar tekmil kaleleri teftiş edip tâmir ettirmiştir. Bu kitâbeler, Birecik’in sûr kapılarında ve diğer binalarda bulunan 6 kitâbe ile beraber, M. van Berchem tarafından mufassalan tetkik edilmiştir. ( Beitr. Zur Assyriol ). (1909) , VII, fas. I, 101- 108). Kalenin muazzam kemerlerinden birinin altında tabii cesametinden büyük ve kabartma olarak, üç renkli, garip iki adam tasviri görülmektedir ; krş. T.J. Arne ( Grothe, Oriental, Archiv, 1910, I, 82 v. dd. ). Kalenin bugünkü ismi Kal’a –i Bêza ( ,, beyaz kale “ ) ‘dır ve bu isim tepenin müteşekkil olduğu gâyet beyaz tebeşir tabakalarından dolayı verilmiştir.
Birecik bölgesi, daha yeni arap coğrafyacılarına göre, Halep vilâyetinin bir kısmı idi ; Osmanlı İmparatorluğunun idarî taksimatında da burasını Halep vilâyetine tâbi idi.
Niebuhr’a göre Birecik şehrinde takriben 500, Buckingham’a göre 400( 3.000 – 4.000 nüfus ) ve Petermann’a göre ( 1853 ), 2.000 kadar ev vardı. Czernik ( 1873), 2.000 –3.000 nüfus kaydeder. Sachau’nun tahmini ( 1879 : 6.000 ev ve takriben 30.000 nüfus ) her hâlde biraz mubalâğalı olsa gerektir. XIX. asır sonunda yerleşmiş nüfus miktarı 10.000 kadar tahmin ediliyordu. ( krş. Cuinet ve ayrıca Petermann’s Mitteil., göst. Yer., s. 21; Badeker, Syr. Und Palast. 7 (1910), s. 386). Kat’i adedin 10.162 olduğunu yazan Cuinet’ye göre 1892’de nüfus, 8.702’si bilhassa Türk olmak üzere, müslümanlardan ibaretti. 7 câmi, 4 kilise ve 3 Hıristiyan mektebi mevcuttu. Konuşma lisanı Türkçe’dir; Arapça konuşulan yerler biraz aşağıda, Sâcûr munsabı havâlisinde başlar.