
Ordu 1920 yılına kadar kaza oiarak kalmış 17 Nisan 1920 tarih ve 69 sayılı "Ordu Müstakil Livası Teşkili Dair Kanun'la merkezi Ordu olmak üzere bir vilayet teşkil edilmiştir. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilân edilince Ordu il olarak kabul edilmiştir. Bu günkü Ordu iline bağlı Ünye, Fatsa, Perşembe, Ulubey, Gölköy, Mesudiye, Kumru, Korgan, Aybastı, Ak-kuş, Kabataş, Kabadüz, Çamaş, Çatalpınar, İkizce, Çaybaşı, Gülyalı ve Gürgentepe t'fçeferi vardır.Cumhuriyet; doğrudan doğruya halkın yönetimine katılması ve yöneticilerin halkın arasından seçilme şekli olan bir rejimdir - Cumhuriyet Demokrasi ile birlikte vardır. Demokrasi varolan ülkelerde muhakkak siyasi partiler var olacaktır. Birinci Dünya Savaşı, Bağımsızlık Savaşı ile Türk Toplumu varını ve yoğunu tüketmiş. Atatürk İlke ve devrimleriyle hareket etmesini, bunu benimsemesini, akıl ve mantığın ışığı altında yürümesini, Laiklik ilkesini benimsemesini, kılık kıyafet değişikliğine, harf devrimine, kadın haklarına, soyadı kanununun değişikliğine, medeni kanununa, Atatürk'ün dış ve iç siyasetini takdirle karşılamayı, Atatürk'ün tarım, ticaret, sanayi, bayındırlık, sağlık eğitimi öğretim alanlarındaki tüm çalışmalarına katkıda bulunmasını, bu anlayışla hareket etmesini ve bağımsız Türk Devleti'nin en akılcı ve mantıkçı görüşüne sahip bir ilimizdir.
Bağımsjzlık mücadelelerinde Milli varlığımıza faydalı olan cemiyetlerde yerini almış, Sivas Kongresi'ne temsilci göndermiş, Atatürk'ün almış olduğu bütün kararları benimsemiş, temsil heyetinin kurulmasında çok yardımcı olmuş.
Kurtuluş Şavaşı'nda Yunanlılara karşı İngiliz, Fransız, Ermeni topluluklarına karşı Kuva-i Milliye ruhuyla ve inancıyla hiç yılmadan savaşmıştır.
Tekkelerin, Zaviyelerin ve Medreselerin kapatılmasında ve yerine yeni eğitim - kurumlarının benimsenmesinde Laikliğe karşı durumları görülmemiş, aksine yapıcı tutum ve davranışları olmuştur. Demokrasinin tam olarak yerleşmediği o sıralarda Terakkiperver Cumhuriyet Partisi içinden doğan 13 Şubat 1925 tarihli Şeyh Sait Ayaklanmasına, 16 Haziran 1926 tarihinde Atatürk'e karşı İzmir'de yapılması düşünülen Suikast girişimine, 23 Aralık 1930 tarihinde Serbest Cumhuriyet Fırkası'na kayıtlı olan bazı kişilerin Menemen'deki olaylarına en sert tepkiyi yine cefakâr Ordu Halkı göstermiştir.
Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon Rum İmparatorluğu'nu ortadan kaldırmasıyla, Karadeniz Bölgesi de tamamen Osmanlı idaresini kabul etti. Fatih Sultan Mehmet, Karadeniz Çepni Beyleri'nin güçlenmesini önlemek amacıyla ellerinde bulunan birliklerini kaldırmış ve bölgeyi doğrudan merkeze bağlamıştır. Ancak Fatih'in ölümünden sonra Be-yazid, Çepni Beyleri'nin topraklarını yeniden geri vermiştir.
Yavuz Sultan Selim Dönemi'nde Trabzon, Canik (Samsun) ve Ordu'nü n bağlı olduğu Şebinkarahisar tarafları birleştirilip Erzincan'a bağlandıktan sonra beylerbeyliğe Bıyıklı Mehmet Paşa getirilmiştir. Bu zat, Yavuz devrinin en kuvveti kumandanlarından olup Safevileri Mardin civarında yenerek yok etmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman devrinde de Ordu, ŞebinkarahisaJ-'a bağlı olarak Erzincan ili topraklarının da bir kısmını içine alan Canik dağlarında çevrelerine dehşet saçmakta idiler. Sokulluzade Hasan Paşa'nın yok etmeye çalıştığı iki kardeşten Karayazıcı Elbistan'a kaçtı; Elbistan yaylasında yenilince yeniden Canik dağlarına sığındı. Hasan Paşa, firari celâlileri takip ederek Tokat'a geldi. Bu sırada Karayazıcı Canik dağlarında Perşembe Yaylası'nda öldü. Kardeşi Deli Hasan, bazı eşkiyalarla ve çevredeki Türkmen beyleriyle birleşerek Hasan Paşa'nın üzerine hücum etti Serdar Hasan Paşa bu savaşta şehit edildi. Deli Hasan da bağışlanacak Bosna Beylerbeyliği'ne atandı. Ancak bölgedeki asayişsizlik uzun süre devam etti. Sivas Beylerbeyi İlyas Paşa ve daha sonra Ordu Bayramlı kasabasına gelerek bölgedeki derebeylerini ortadan kaldırır.
17. yüzyılın ikinci yarısında Ünye'nin Voyvodalık, Perşembe'nin Subaşılık olduğu ve Façe'nun (Fatsa) Zeamete dahil bulunduğunu belirten Evliya Çelebi, sahilden içeride bulunduğu için Bayramlı'ya uğramamıştır.
1805'de Şebinkarahisar Sancağı Erzurum'dan alınarak Ordu İli'nin Hapsamana (Gölköy) ve Bucak kasabalarıyla birlikte Trabzon'a bağlanmıştır.
1831 yılında Osmanlı Devleti, yapılan idari bölüşüme göre 19 eyâlete ayrılmıştı. Ordu, Ulubey, Gölköy, Trabzon Eyâletine; Mesudiye, Aybastı ilçeleri Erzurum Eyâletine bağlı Şarkî Karahisar livasına; Fatsa, Korgan, Kumru, Ünye, Canik (Samsun) livasına bağlanmıştır.
1869'da Bayramlı Kasabası'na Ordu adı verilerek 1871 yılından itibaren bugünkü Ordu'nun bulunduğu Bucak kaza merkezi olması i-tibâriyle kalabalıklaşmış, Bayramlı'nın bulunduğu bugünkü Eskipazar tenhalaşmaya başlamıştır. 1883 yılında çıkan yangından büyük zarar gören Ordu, daha sonraki yıllarda daha düzenli ve plânlı büyümeye başlamıştır.
Çepniler, 13. yüzyıi'da Hacı Bektaş Veli'nin mürilliğini yapmışlardır. Hacı Beklaş-i Veli, Menakıb-ı Vi-layetnamesi'nde, Çepni boyunun ulularından Yunus Mukri adında, birisinden bahsedilmektedir. Yunus MukrPnin ölümünden sonra oğulları, evleri ve barklanyla, Kayı'dan göçüp Suluca Karaöyük'e geldiler. Çepniler'den bir bölük, Uzun Hasan döneminde Akkoyunlu'ların hizmetine girmiştir. Bu Çepniler'in başında İl Aldı Bey bulunuyordu. Vilayetneme'yi yorumlayan bazı tarihçilerimiz, Hacı Bektaş-ı Veli'nin Çepni boyuna mensup olabileceği ihtimali üzerinde de durmaktadırlar.
Trabzon yöresi Çepnileri, 1516 yılına ilişkin padişah defterlerinde oldukça kalabalık görünüyor. Bu yöre, Giresun, Torul ve Görele arasıdır. Kayıtlara göre Çepniler; Özgür, Kayadibi, Kurtulmuş, Seyyid, Yenicehisar, Çandarlı, Engezli, Halkalı, Firuzlu, Şaban vb. köylerde oturmaktadırlar. Ayrıca buradaki Çepniler göçebeliği bırakarak toprağa bağlanmışlardır.
Anadolu'da yaşayan Alevi Türkler arasında çoğunluğu Çepniler oluşturmaktadır. -Fatih, Rum imparatorluğunu yıktıktan sonra, oralara yerleştirdiği Müslüman - Türk halkından başka, Çepniler'in varlığına da şahit olmuştur. Bugün Vakfıkebir, Görele, Tirebolu, Giresun bölgelerindeki Çepniler ise bunların torunlarıdır.-
Daha sonra, Çepniler çeşitli nedenlerin dayatması ile Aleviliği bırakmışlardır. Buna, en fazla dönemin merkezi iktidarı neden olmuştur. Ancak Cemal Şener bu hususta şunları söylüyor:
13. yy. sonlarında Sinop'ta yaşayan Çepniler, 14. yy.da Samsun'un doğusundaki ormanlık bölgelere ve Giresun'a dek gelirler. Hatta Çepni Türk Beylerinden birisi, o tarihlerde Giresun'u, Trabzon imparatorluğundan alır. Çepniler Karadeniz'deki ilk Alevi Türkler'dir. Bugün Türkiye'nin bir çok bölgesinde Alevi inançlı insanlar yaşadığı Halde, Karadeniz'de bu olaya rastlamak zordur.
Hacı Bektaş Veli 1200 yıllarında, ilk müritlerini Karadeniz'deki Çepni Türkleri' nden oluşturmuştur.
Karadeniz'de, bugün hala yapılan yayla göçleri ve yayla şenliklerinin Alevi - Bektaşi kökenli olduğunu belki söyleyebiliriz. Yayla yaşamı ve yaylada yer değiştirme, göçler; Çepni Alevilerinden kalan bir yaşam biçimidir.
Karadeniz'de oynanan horonda kemence çalman orta noktaya sırt dönmemek, gerekirse yan dönmek, ama orta noktaya asla sırt dönmemek de , Alevi semahlarmdaki bir özelliği anımsatmaktadır.
Karadenizde bugün görülmeyen Alevilik büyük olasılıkla, asimilasyon ve dönmelik neticesi bu noktaya gelmiştir."
Bu arada , Anadolu Aleviliğini de biraz açmamız gerekiyor.
Anadolu Aleviliği kökleri çok eskiye dayanmakla birlikte aynı kökenden gelen Caferilikten farklıdır. Alevilik islam dininde Şia koluna bağlı, Caferi mezhebinin, Batıni meşrebindendir. Kuran'ın gizine önem vermişler, zahiri anlamların ötesinde farklı yaklaşımlara ulaşmışlardır.
Araştırmacı-Yazar Nejat Birdoğan bu görüşe karşı çıkmakta , Aleviliğin islam dini çatısı altına hiçbir şekilde yerleştirilemeyeceğini kendisiyle yaptığımız bir sohbette ifade etmiştir. Aynı konu, Ocak 1995 Kervan Dergisinde de işlenmiştir. Ancak Sn. Birdoğan, Rıza Zelyut, Rıza Yörükoğlu, Lütfi Kaleli ve daha bir çok Alevi araştırmacı bu hususta farklı yaklaşımlara sahiptirler. Buna karşın hemen hepsinin üzerinde birleştiği ortak nokta, "mum söndü""nün aldatmacadan başka bir şey olmadığıdır. Aleviliğin "eline, beline, diline sahip olmak" noktasında, Anadolu insanının tarihsel birikiminin bir sonucu olduğudur.
Hacı Emiroğulları Giresun'un fethinden sonra topraklarını daha da genişleterek, Tirebolu'dan Terme'ye kadar uzanan sahil şeridi ile Niksar yönünde iç bölgeye doğru egemenlikleri altına almışlardır.
Yıldırım Beyazid 1398 yılında, Kadı Burhanettin ülkesine ait Sivas ve Tokat illeriyle, Hacı Emiroğulları'na ait Mesudiye, Reşadiye ve Giresun yaylalarını, Osmanlı egemenliği altına aldı. Bu olay Hacı Emiroğulları devrinde 1413'de, bu durum daha ziyâde gelişmiş, Ordu ve Giresun Osmanlılara bağlanmıştır. Hacı Emiroğulları ise bir beylik olmaktan çok, bir aşiret reisliği olarak devam ettirmiştir. Mehmet Çelebi'nin bu hareketinin nedenini Yıldırım - Timur rekabetinde aramak gerekir. Nitekim, Hacı Emiroğulları bu olayda Timur taraftarı idi. Ankara Savaşı'ndan sonra Timur, Anadolu beylerine eski topraklarına iade ettiyse de, bu durum Çelebi Mehmet zamanına kadar sürmüştür Hacı Emiroğulları'n ı n Osmanlılara karşı olumsuz tutumu Fatih zamanında da sürmüş , Trabzon Seferi sırasında Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in tarafını tutmuşlardır. Hatta uzun Hasan'ı n tahriki sonucu Tokat ve çevresini yağmalamalardır. Fakat yöre halkından yüz bulamayan yağmacı beyler, Kızıl Ahmet , Canikoğlu, Emir Bey, Uzun Hasan'a sığınmak zorunda kalmışlardır. Hacı Emir Oğulları Bey'1 Emir Bey, Uzun Hasan'a sığınınca toprakları Osmanlılara geçmiştir. Fatih 1473'de Otlukbeli'nde Uzun Hasan 'ı yenince, son Emiroğulları beyi Emir Bey Dulkadiroğulları Beyliğine sığınmış, kendisen Urfa ve civarında yerleşme izni verilmiştir. Emir Bey'in yerleştiği köye Mir Canik denilmiştir.
Osmanlı Tahrir defterlerine göre, Anadolu'da Çepni adıyla anılan 43 yer ismi vardır. Bu sayıyla Çepni kelimesi, Anadolu'da yer adı olarak kullanılan Oğuz boyları içinde, yedinci sırayı almaktadır.
Bugün yurdumuzda Çepniler'in dağınık bir yerleşime gittikleri görülmektedir.
Sivas, Zile, Yozgat, Ankara, Çankırı, Çorum, Kastamonu, Bolu, Bursa, Kocaeli, Balıkesir, Manisa ve dolaylarında Çepni'lere rastlanmaktadır. Hatta Gaziantep'te bile Çepni boyuna mensup Türkler vardır.
Ancak Çepniler'in en yoğun oldukları yöre, Eynesil, Vakfıkebir, Kürtün, Salpazarı, Gümüşhane, Görele, Tirebolu, Doğançay, Espiye, Yağlıdere, Keşap, Dereli, Alucra, Giresun ve Ordu yöresidir. Eynesil, Görele, Tirebolu, Kürtün, Espiye, Keşap, Giresun, Dereli ve Alucra dolayları, ilk Osmanlı Tahrir defterinde Çepnieli, Çepni ili, Çepni Vilayeti adları ile kaydolunmuştur. Bu nedenle, bu yörelerde Çepni'lerin yoğunlukla yaşadığını söyleyebiliriz.
Çepni adı ilk defa 11. yy.' da, Kaşgarlı Mahmut'un yazdığı Divan'ül Lügati! - Türk'te ve 21. sırada sayılmıştır. Bu kitapta Çepni kelimesinin anlamı verilmemiştir. Ancak Çepni boyunun damgasının şekli verilmiştir.
14. yy.' la gelindiğinde Fahreddin Mubarekşah'ın yazdığı kitapta, 15 Oğuz boyunun adının verildiğini, ancak bunlar arasında Çepniler'in yeralmadığını görüyoruz.
Ancak aynı yüzyılda, ilhanlılar Devleti Veziri Reşidettin'in başkanlığını yaptığı bir heyet tarafından kaleme alınan Camiüt-Tevarit'te, Oğuzlar'ın Üçok kolundan gelen Çepnilere yer verilmiştir.
Buna göre Çepniler, Üçok koluna mensup olan Gökhan'ın dördüncü oğlundan türemiştir. Diğer oğullarının adları ise Bayındır, Beçene (Peçenek), Çavuldur (Çavundur)'dur. Reşidettin'in yazdığı bu kitapta, Çepni kelimesinin anlamı, "Nerede yağı görse savaşır" olarak ifade olunmuştur.
Çepni boy adının Reşidettin tarafından yapılan etimolojik izahı, bir halk etimolojisidir. Şunu da unutmamalıyız ki; halk sözleri manalandırırken, kendi çağındaki köklere, eklere veya bize kadar gelmemiş, kaybolmuş sözlere bakarak manalandırıyordu.
Ebulgazi, Çepni kelimesinin anlamını Bahadır olarak vermiştir.
-1312 yılında Endülüs'lü alim Ebu Hayyan tarafından Türkçe hakkında yazılmış, "Kitabül-idrak li-lisanil-Etrak" adlı eserde, Çepniler'in adı geçiyor.
Ebu Hayyan, Çepnileri bir Türk boyu olarak tanıtıyor. "Çepni Kabiletün minet-Türk"~
Bu yirmidört Oğuz boyundan Çepniler, Oğuz Han'ın üç küçük oğlundan Gökhan'dan gelmekte, Bayındır, Beçene, Çavundur'dan sonra dördüncü sırada yer almaktadır. Ongunu Sunkur kuşudur. Sunkur, doğan türünün en yırtıcı kuşudur. Birçok kişiye bu isim verilmiştir.
Çepniler ve diğer oğuz boyları işaretlerini at ve koyunlarına vurmakta idiler. Bu şekilde kaybolan hayvanlarını kolayca buluyorlardı.
Anadolu'da Çepni Yerleşimi
-1297 yılında Sinop dolaylarındaki Türkler'in Ünye ve dolaylarını feth edip, sahil boyunu takiple Trabzon yakınlarına kadar istila hareketlerini genişlettikleri, bu istila hareketinde bulunanların, büyük ihtimalle Çepni Türkleri* oldukları, onların başında ise Bayram Bey adında birisinin olduğu anlaşılmaktadır.
Trabzonlu tarihçi Mikhael Panaratos , Bayram Bey'in bir pazar yerini ele geçirdiğini kaydeder ki, bu kayıt Ordu yöresini feth edip, bu bölgede bir beylik kuran Bayram Bey*e dair ilk bilgidir.
Danişmentliler Anadolu Selçuklularına bağlı olarak 1095-1175 tarihleri arasında, Türkiye Devleti'nin bir parçasını teşkil etmişlerdir. Devletin kurucusu, Emirgazi Danişmend Tay// Bey'dir.
Danişmend Taylı Bey Anadolu'nun fethine katılan ve Türkiye'nin kurulmasında rol oynayan büyük bir kumandandır. Kurduğu devlete Danişmend adı verilmiştir. Bu devletin egemen olduğu yerler Sivas, Tokat, Amasya ve civarıdır. Danişmendlilerin ilk yerleşme merkezlerinden biri Niksar'dır. Danişmend Bey, bu bölgeye tamamen egemen olabilmek için, topraklarını sahile doğru genişletmeye çalışmış, ağır fakat kuvvetli bir şekilde Niksar'dan itibaren Ünye, Fatsa, Korgan ve doğuda Aybastı ve Mesudiye bölgelerini ele geçirmiştir. Danişmendliler'in ele geçirdiği Ordu toprakları bu tarihlerden sonra tamamen Türkler'in elinde kalacaktır.
Sivas'ın başkent olduğu (1142-1171) devresinde Ordu ilinin Mesudiye, Aybastı ve Korgan bölgeleri, Danişmend Beyliği topraklarına katıldı. Danişmendli beylerden Melik Gazi'nin oğlu Emir Nizameddin Yağıbasan, 1157 yılında Niksar üzerinden Ünye'ye inerek, Ünye'yi ve Bafra'ya kadar sahili ele geçirmiştir. Ertesi yıl ele geçirdiği Ünye ile Bafra arasındaki sahili bir anlaşma ile Bizans'a bırakan Yağıbasan'ın Ünye'nin Tekkiraz bucağı yakınında bulunan, kendi adını taşıyan köyde karargâh kurduğu ve buradan sefer yaptığı kuvvetle muhtemeldir. Danişmendliler, Yağıbasan zamanında (1142-1164) Ünye'nin Yukarı bölgeleri ile Fatsa -Aybastı arasındaki dağlık araziye egemen oldukları, bu bölgedeki Da-nişmendlilere ait köy ve yar adlarından anlaşılmaktadır.
Danişmendliler'in Anadolu'nun Türkeşmesi'nde pek önemli ve büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Oğuzlar XI. yüzyılda Anadolu'ya yurt kurmak amacıyla göç etmeye başladıkları zaman, bu ülkede Türk ırkından kalabalık bir nüfus vardı. Bunlar hıristiyanlığı kabul etmekle beraber Türkçe dilini unutmamışlardı. Müslüman Oğuz Türkleri'nin Anadolu'ya gelişiyle ilk müslüman olanlarda bu Türkler olmuştur.
Anadolu'nun bir kısım hıristiyan Hum ve Ermeni halkından az sayıdaki kısmı Müslüman oldu. Ancak hıristiyan halk Türklerin engin hoşgörüsü içinde kendi ibadetlerini yapıyorlardı.
Ordu bölgesinde yaşayan halk bir süre hıristiyan olarak kalmış, Oğuz boylarıyla temasa geçtikten sonra Müslüman olmuşlardır. Çan kavmi bu şekilde Müslüman olan en kalabalık topluluktur. Trabzon Rum Devleti'ne isyan ettikleri için bulundukları doğu bölgesinden sürülmüşler, Samsun - Giresun arasında ve Ordu'nün orta ve yukarı bölgelerine yerleştirilen Çan kavimi 13. yüzyıla kadar varlıklarını koruyabilmişler bölgeye gelen Oğuzlar'ın Çepni Boyu Çan kaviminin egemenliğine son verecek bölgenin Türkleşmesi ve İslâmiyete girişine vesile olmuşlardır.
Değişik zamanlarda Türk göçü sürdüğünden bölgeye çeşitli Türk boy ve oymakları yerleşmiştir.
Türklerin Karadeniz bölgesine yerleştiği dönemde kâh Bizans egemenliğinin memnuniyetsizliği, kâh Türklerin engin hoşgörüsü yerli halka Türklerin, karışıp kaynaşmasına sebep olmuştur. Bunda Türklerin bölgeye gelişlerinde sömürgeci bir zihniyet değil de, yurt edinme isteklerinin de büyük payı vardır.
Anadolu'nun kuzey ve güney bölgeleri arasındaki ticâret, 13. yüzyılın başından itibaren , güneyden Sivas'a ve oradan da Karadeniz'in Sinop ve Samsun limanları vasıtası ile Kırım şehirlerine ulaşan Anadolu yolları üzerinde toplanmıştı. 13 yüzyılın başında; Trabzon Rum Devleti bu liman ve çevresiyle Sinop sahillerine kadar olan bölgeye egemen olarak, sahilin başlıca limanları Trabzon, Samsun ve Sinop'u iç bölgelerden gelen kervanlara kapatınca, Sivas'ta büyük bir kervan topluluğu birikti. Selçuklu Sultanı Rükneddin Süleymanşah ve Gıyaseddin Keyhüsrev bu durumu ortadan kaldırmak için Trabzon üzerine sefer açtılar; Sivas ve Samsun limanı Selçuklular tarafından fethedildi.
Bu çarpışmaların yapıldığı sıralarda Ordu sahilleri ikinci derecede liman görevi görmüştü. Sivas'tan hareket eden kervanlar, Sivas - Koyulhisar - Mesudiye - Çambaşı - Kabadüz - Ordu yolunu takip ediyordu.
Ordu ili sahillerine inen yol, bu devrede Sivas - Niksar - Akkuş -Ünye; diğer bir yol da Sivas - Reşadiye - Aybastı - Fatsa veya Niksar -Korgan - Fatsa istikametinde gelmişti. Bu yollar üzerine rastlayan birçok kale, sığınak ve köprüler, 13. yüzyılda Ordu'da önemli bir ticari faaliyetin olduğunu göstermektedir. Ordu'nün ilk kurulduğu yer olan Eskipazar mevkii elverişli coğrafi durumu ve dolayısı ile Sivas'tan gelerek burada konaklayan kervanlar ağır ağır bir kasabanın doğmasına öncülük yapmışlardır. Bir süre sonra Bayramlı adıyla, bu konak mahallinde yeni bir kasabanın teşekkül edeceğini görülecektir.
1214 tarihinde Trabzon Rum Pontus Devleti, Ordu topraklarının bir kısmını terk etmemişlerdir. Ünye ve civarı Selçukilerde, Fatsa'dan doğuya kadar bütün sahil Trabzon Rum Devleti'nin idaresinde kalmıştır. Ancak, bu idare ilin sadece sahil şeridindeki bazı kalabalık yerleşme merkezlerine (Fatsa - Bolaman - Yason - Vona) inhisar ediyor; sahilden içeri mıntıkalara nüfuz edemiyordu. 14. yüzyılın başlarında, bu nüfuz sahası daha da daralarak, Trabzon devleti sahillerden uzaklaşmak zorunda
kalacaktır. Zira Avrupa ile İran ve Doğu arasında Karadeniz üzerinden mutavassıttık işini yapan Venedik ve Cenevizler, 1332 yılında Anadolu'daki sahillerine yerleşebilmişler, buralarda mal depoları, muhafaza kuleleri ve iskeleleri inşa etmişlerdir. Cenevizliler anayollar üzerinde de bazı düzenlemeler yapmışlardır.
Onbinler'in Katyora'dan ayrılmasından (M.Ö. IV. yüzyıl) Pont Krallığı'nın Karadeniz sahillerinde kuruluşuna kadar geçen (M.Ö. III. yüzyıl) iki asra yakın devre içinde, Ordu ili topraklarının tarihi olaylara sahne olmadığı anlaşılmaktadır.
Tarihte bir başka eşi olmayan ilk ve tek Pontos Devleti, M.Ö. 298 yılında kuruldu. Pontos devleti bünyesi içinde, esas olarak Doğu Karadeniz'in asıl halklarından Halibler (Chalybe), Tibarenler, Makronlar ve Mosinekler yeralıyordu. Birçok tarihçi, kasten veya yanlışlıkla, M.Ö. 298 -63 yılları arasında Anadolu'yu sarsmış olan Fontlar'm, Yunan ırkı ile ilişkili olduğunu ifade etmişlerlerdir.
Kanaatimiz bu yönde değildir. Tarihçi-yazar Mahmut Goloğlu*nun da ifade ettiği gibi, Pont sözcüğü devleti oluşturan halkların ortak adıdır. Bu halklar ise, Haldiler, Halibler, Mosinekler, Taballar, Driller, Makronlar, Tibarenler, Sanniler ve İskitler'dir. Bunlardan İskitler dışındakiler, yörenin yüzyıllar boyunca yerli halkı olarak, burada yerleşiktiler ve hep böyle oldu. Pontos Krallığı döneminde bile. Burada konunun daha iyi anlaşılabilmesi için bir benzetme yapmak zorundayız. Hititler, Urartular ve benzeri İmparatorluklar nasıl birer Anadolu uygarlığı ise, Pontos da Anadolu'nun kuzeyinde yaşayan yerli kavimlerin kurdukları bir imparatorluktur.
279 yılında, Amastris (Amasra) alındı. Daha sonra Samsundu alan Pontoslar, 183 yılına gelindiğinde Sinoplu ele geçirdiler. 'Ordu ve Giresun'unda Pontos tarafından alınması üzerine, Doğu Karadeniz asıl sahiplerine geri dönmüş oldu. Pontos'un 5. kralı Pharnekeias (Farnak) yeni bir şehir kurdu ve buraya kendi adını verdi.
M.Ö. 91"e gelindiğinde Anadolu'nun ve tüm Karadeniz kıyılarının en güçlü devleti Pontos Krallığı olmuştu. Bundan rahatsız olan Romalılar, M.Ö. 71 yılında Pont ülkesine girerek savaşa tutuştu. Lucullus komutasındaki Romalılar, Pont ülkesinde ilerlemeye başladılar. M.Ö. 70 yılında Amasya ve Sinop ele geçirildi. Karadeniz'in müstesna halkı Halib ve Tibarenler'in ülkesi Pontos, M.Ö. 63 yılına gelindiğinde son imparator Büyük Mithridatamesln ölümüyle, Roma'ya teslim olmak zorunda kaldı.
Romalılar Pont devletini üç pont bölgesine ayırmışlar, (Galatya, Polemonyak, Kapadokya) ve başlarına bir genel vali tayin atamışlardır. Bu durum üç asır sürmüştür. Ordu il topraklarının Pont Polemonyak Dukalığı adı altında idaresi Roma'nın ikiye ayrılışına kadar sürmüştür. (M.S. 395)
M.S. 391 yılından itibaren Orta Asya'dan büyük göçler halinde gelen Peçenek ve kuman Türkleri, Pont topraklarını ve Karadeniz sahillerini işgal ederek, bu topraklarda 60 yıl kadar egemenliklerini sürdürmüşlerdir. Ordu ilinin bir çok yerinde bu Oğuz boylarına ait oymak ve kabile adlarını taşıyan köy adlarının bulunuşu, Peçenek ve Ku-manların Ordu topraklarında da yerleştiklerini gösterir. Daha sonraki yüzyıllarda Oğuz boylarının Ordu topraklarına akınları sırasında evvelce gelen ırkdaşlarıyla karşılaşacaklar ve onlarında yardımıyla çevrede kolayca yerleşeceklerdir.
Makedonyalıların yöredeki egemenliği, Büyük İskender'in İran üzerine yaptığı akınlar ve kazandığı başarılar, sonucu kendiliğinden gerçekleşmiştir. Ancak M.Ö. 302 yılında, Pont ülkesi gene başsız kaldı. Bu başıbozukluk M.Ö. 298 yi ima kadar ve sadece dört yıl sürdü.
M.Ö. 520 yılında, Doğu Karadeniz Bölgesi, İran'a bağlı 19. eyalet olan Pont Satraplığı içinde yer aldı. Bu dönemde Karadeniz'in adı "Ahşaena" idi. Ahşaena karanlık olan, koyu renkli anlamına gelmektedir. Ancak sonradan, Ahşaena ismi kalkmış, bunun yerine Karadeniz'e "Pon-tos Euxinus" denmiştir. Pont sözcüğü deniz anlamına, euxsinus sözcüğü ise konuksever anlamına gelmektedir. Bu durumda Pontos Euxinus, "konuksever deniz" anlamına gelmektedir.
M. Ö. 402 yılında, Pont Satraplığı 'nm başına geçen Mithidatames, hükümranlığını 363 yılına kadar sürdürdü. Bu hükümranlık süresince, kalelerdeki Yunanlılar tamamen serbest kalmışlar ve bağımsız olmuşlardı. Ancak Ammassia (Amasya)'daki Mithidatames, kendi yararını düşünüyordu. Bu nedenle, taht kavgaları başlar.
Batı Anadolu taraflarının egemeni Kyros, para karşılığında 10.000 (onbin) Yunanlı asker tutarak, bu askerlerle Babil üstüne yürüdü. Yolda Kyros ölünce, başsız kalan onbinlere yurtlarına dönmek için Ksenefon adında bir asker liderlik yaptı.
- Doğu Karadeniz tarihi üzerine, böylesine önemli bir eser üreten Ksenefon (Xenophone), M. Ö. 430 yılında Attike'de doğar. Yunanlı'dır. Anabasis (İç Ülkelerde Sefer)'den başka, felsefi yazıları ve kitapları da vardır. M.O. 355'de ölmüştür.-
Ksenefon, 10.000 asker içinde yer alan iyi bir hatip iyi bir liderdi. Ksenefon önderliğinde yola çıkan, 10.000'ler, önce batı Ermenistan'a, daha sonra Halibler (Chalybeyin memleketine geldiler.
Buradan Bayburt'a geçen 10.000 asker, Kuruçay, Gümüşhane, Karasu Dağı üzerinden Trabzon'a indiler. Üç gün süren yolculuk sonunda Kolkh (Lazlar tarafından kurulmuş krallık) memleketine gelindi. Bol bol yiyecek buldular, fakat yediklerinin çoğu zehirli olduğu için, bir çok asker burada öldü. Yunanlılar, yollarına devam edebilmek için yeteri kadar gemi bulamadıklarından, sadece hastaları, yaşlıları ve ellerinde bulunan eşyaları gemilere koydular. Ve kendileri yaya olarak yola devam ettiler. Onbinlerden bazıları yağma hareketine girişti.
Yerli halk, taş ve oklarla Onbinler üzerine saldırınca, buradan ayrılmak zorunda kalan Onbinler, batıya doğru hareket ederler.Önce Mo-sinek ve Tibarenler'in, daha sonra da Kotyoralılar (Ordu)'ı n ülkesinden geçmek suretiyle, Sinop'a varırlar. Oradan da kendi ülkelerine yolculuk ederler. İşte "Onbinler'in Dönüşü" denilen olay budur.
Fransız tarihçi Sari Teksiyer'in, R. P. Pülant ile birlikte 1864 tarihinde yazdıkları (Arşitektür Bizanten) adlı eserde, Trabzon kıyılarının, M.Ö. dördüncü asırdan çok evvel, Ona Asya'nın her tarafından gelmiş bir çok kavim tarafından ele geçirildiğini bildirdikten sonra, Hamit ve Muhsin'in birlikte yazmış oldukları, Türkiye Tarihlinin 477.şayiasında; ilkçağın ikinci yarısı içinde buralarda yaşayan hıristiyan Türklerden bahsediliyor.
Türklerin Tarih Sahnesine Çıkışı
Türkler'in, tarih sahnesinde ilk olarak görüldükleri yer, Altay Dağları ile Orhun - Selenga ırmakları boylarıdır.
Bu bölgede boylar halinde yaşayan Türkler, ilerleyen zaman içinde sayılarının artması nedeniyle, Orta Asya'ya yayılmışlar, Orta Asya'da çeşitli isimlerle anılan devletler kurmuşlardır.
Çin yıllıklarında, M.Ö. 13. yüzyılda Orhun - Selenga boylarında, Türkler'in yaşamış olduğundan sözedilmektedir. Yine Çin yıllıklarında, M.Ö. 3. yüzyılda Hun boyunun etrafında toplanan Türk boylarının, bir devlet kurmuş olduklarına dair bilgi de yer almaktadır. Bu devletin hükümdarı ünlü Teoman'dır. Teoman'ın oğlu ise Mete'dir. Mete'nin asıl adı Motun olup, anlamı "Boy Beyi"dir. Bu kişinin bazı tarihçiler tarafından, Oğuzhan olduğu tahmin olunmaktadır.
Hunlar'dan sonra, Orta Asya'da Tabgaçlar ve Avarlar devlet kurmuşlardı.
Göktürkler
Avarlar'ın, Orta Asya'ya egemen oldukları sıralarda, Altay Dağlan eteklerinde Türk adını taşıyan bir boy, Avarlar'a bağlı olarak yaşıyor, demircilikle uğraşıyorlardı. Bu boy Avarlar'a silah yapıyordu.
M.S. 551 yılında Tabgaçlar'ın isyan etmesi üzerine, Avar Hanı bu isyanı bastıramamış, Türk Boyu'nun önderi olan Bumin'den yardım istemiş, Bumin, Avar Han'ına yardım etmiş, ve bu şekilde Tabgaçlar'ın isyanı bastırılmıştır, isyanın bastırılmasından sonra Bumin, Avar Han'ına elçi göndererek, kızını istemiş, Avar Hanı "Ben Altay Dağları'nda demircilik yapan bir köleye kızımı vermem" diyerek, Bumin'in elçisini geri göndermiştir.
Buna çok öfkelenen Bumin; "Bizim savaşacak gücümüz var" diyerek halkını boyuna ait kurt başlı bayrak altında toplanmış, Altay Dağları'ndan inerek, Avar Han'ının üzerine yürümüş, Avar Han'ını yenerek, Orta Asya'daki egemenliğine son vermiştir.
Orta Asya'yı terk eden Avarlar, Doğu Avrupa'ya gelerek burada bir devlet kurmuşlardır.
Avarlar'ın Orta Asya'daki egemenliğine son veren Bumin, Orta Asya'daki diğer Türk Boyları'nı egemenliği altına alarak M.S. 552 yılında, Göktürk devletini kurar. Bu devlet, tarihte Türk adı geçen ilk devlet olması nedeniyle önemlidir.
Türk Kelimesi Ne Anlama Gelmektedir ?
Türk kelimesi; isim olarak güç, kuvvet, kudret anlamına; sıfat olarak da güçlü, kuvvetli, kudretli anlamlarına gelmektedir.
Ziya Gökalp'e göre ise Türk sözcüğü, Töre sözcüğünün türetilmiş halidir.
Ancak Tarihçi Neşri, Türkmen adı için başka bir görüş ileri atar. Ona göre Şamanizm'e mensup olan Türkler'e, Müslüman olduktan sonra Terk-i iman (inancını terkeden) dendi. Daha sonra bu kelime, kullanım farklılığı nedeniyle Türkman (Türkmen) şekline girdi. Türklerin yaşamış oldukları yerlere Avrupalılar ve Bizanslılar, "Turkia" demişlerdir. Orta çağda Bizanslılar, Orta Asya'ya Büyük Türkiye anlamına gelen "Magne Turkia" demekte idiler.
Türkler'in en büyük ve en teşkilatlı kolu, Oğuzlar'dır Oğuz sözcüğü eski Türkçede ok anlamına gelmekte olup, sondaki "k" harfi, "ğ" olarak yumuşatılmıştır, "z" harfi ise, eski Türkçe'de çoğul ekidir. Öyleyse Oğuz, oklar anlamına gelmektedir. Aynı zamanda oklar, Türk boylarının siyasi birliğini de ifade etmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti'nde "Türk", bir ırkın veya kavmin ötesinde, birbiriyle binlerce yıl boyunca kaynaşa gelmiş nice ırkları, soyları, kavimleri, uygarlıkları, kültürleri kucaklayan bir milletin adıdır; ve bu Millet, Türkiye'ye şu veya bu tarihte gelmiş bir işgal kuvveti veya konuk değildir; bu memleketin tüm uygarlık ve kültür kalıtını özümseyen ev sahibidir.
Onu içindir ki Atatürk, kendi el yazısıyla, Türk çocukları için hazırladığı Yurt Bilgisi, notlarının ilk tümcesi olarak. 'TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİR" diye yazmıştır. "Türkiye halkı" derken de köken ayrımı gözetmemiştir.
Bu el yazısı notlarında, Atatürk,
"Başka başka, iklimlerin tesiri altında, başka başka cinsten yerlilerle binlerce sene yaşamış, kaynaşmış bu kadar eski ve bu kadar büyük bir insan cemiyetinin bugünkü çocuklarının tamamen birbirlerine benzemeleri mümkün müdür?", diyerek Türk Milleti'nin bu binlerce yıllık birleşip kaynaşmadan doğduğunu anlatır.
El yazılı notlarında, Atatürk, bir insan toplumunun "millet" sayılabilmesi için bazılarınca gerekli olduğu ileri sürülen koşulları, öğeleri, bilimsel bir yöntemle ayıkladıktan ve ırk birliği de, dil birliği de, din birlği de olmaksızın "millet" olunabileceğini somut örneklerle kanıtladıktan sonra, "mümkün olduğu kadar her millete uyabilecek bir tarifi biz de alalım" der ve şu sonuca varır:
*" Zengin bir hatırat mirasına sahip bulunan:
*" Beraber yaşamak hususunda müşterek arzu ve muvafakatta samimi olan;
*" Sahip olunan mirasın muhafazasına beraber devam hususunda iradeleri müşterek olan, insanların birleşmesinden meydana gelen cemiyete millet namı verilir."
O nedenledir ki bir zamanlar Osmanlı Devleti'nin sınırları içinde yer almış değişik ülkelerden soylardan dinlerden gelen, hattâ bazen bunların da dışındaki toplumlardan gelen insanlar, ister doğup yaşadıkları ülkelerde, ister gelip yerleştikleri Türkiye'de. "Türküz" dediklerinden beri Türktürler; Alparslan'ın ordularıyla birlikte bu topraklara yerleşenler kadar Türktürler; Alparslan'ın ordularının yüzlerce - binlerce yıl öncelerinden beri bu topraklarda yaşamış olanlar ve onların soylarından gelenler de, dinleri dilleri kökenleri ne olursa olsun, birlikte Türktürler.
Türkler'in İslamı Kabul EtmesiResimler Sadece üyeler içindir!
Oğuzlar, X. yüzyılın başlarında Hazar Denizi'nin doğu kıyılarına gelerek, Oğuz Yabgu devletini kurmuşlardır. Yine aynı yüzyılda, kitleler halinde islam dini kabul edilmiştir. Bu sürecin başlangıcı olarak, 751 yılında yapılan Talaş Savaşı kabul edilir. Genel kabul gören bu görüş dışında, farklı görüşlerin var olduğu gerçeğini de itiraf etmek zorundayız.
Türklerin nasıl Müslüman olduğuna ilişkin birçok yazar, bu tarihin başlangıcını daha farklı algılamakta ve Türklerin zor ve şiddet yoluyla müslüman olduğunu kabul etmektedirler.
Bu yazarlara örnek olarak Erdoğan Aydın'ı verebiliriz:
" Türkler nasıl Müslüman oldu ? ...
Gerçeği aradığımızda, Türklerin Müslümanlaştırılma sürecinin, insanı irkilten bir vahşet süreci olduğunun soğuk gerçeği yüzümüze çarpıyor. Daha ötesi, Arap ordularınca uygulanan, benzerine az rastlanır zulme rağmen, Türkler'in Islamiyete uzun zaman direndiğini görüyoruz.
Talaş Savaşı'nda Türkler, Çinliler'e karşı Araplar'ı kayırınca müslümanlarla yakınlaşmışlardır.
Abbasi Devleti ve Oğuzlar
İslamiyeti kabul ettikten sonra Türkmen adını alan Oğuzlar, Abbasi Devleti'nin hizmetine girmiştir.
Birçok Oğuz Boyu, Abbasi Halifeleri Memun ve Mutasım zamanında, Bizans ile Abbasi devletinin hudut boyları olan Tarsus, Maraş, Malatya, Elazığ, Bitlis, Van ve Kars dolaylarına yerleştirilmiştir. Bu sırada birçok Oğuz Türkü, Abbasi Devleti'nin yüksek mevkilerinde görevler almışlar, bazıları da ilim alanında ilerleyerek değerli eserler yazmışlardır. Bu dönemde Oğuzlar, tarihe yön veren ve etkin rolü olan devletler de kurmuşlardır.
Büyük Selçuklu Devleti, Anadolu Selçuklu Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Akkoyunlular, Karakoyunlular, iran'daki Safevi, Afşar devletleri, Osmanlı İmparatorluğu.Türkiye Cumhuriyeti ve daha birçok devlet ve imparatorluğun kuruluşunda Oğuz Türkleri çok önemli görevler üstlenmiştir.
Oğuzlar
Oğuzlar, 24 boydan oluşmaktadır. Ama önce iki büyük kola ayrılmaktadırlar. Bu kollar Oğuz Han'ın oğulları esasına göre şekillenmiştir.
Oğuz Han'ın büyük oğulları olan Bozoklar, orduda ve ziyafetlerde, Han'ın sağ tarafında, küçük oğulları ci
lan Üçoklar ise sol tarafında ve derecelerine göre sıralanmakta idiler. Bütün boyların yiyecekleri et payı da ayrı idi.
Her boyun kendine özgü totemi ve onkunları vardı.
M. Ö. 756 yılında yöremize kadar gelen Yunanlılar, uzun süre buralarda yaşayamadılar. Bunun nedeni, Yunanlılar'm savaşçı bir kavim o-lan ve yörede bulunan Kimriler'den (Kimmerya) ürkmesi olsa gerektir.
Mahmut Goloğlu^nun bir Türk boyu olarak tanımladığı Kimmerler, kimilerine göre Azak Denizi bozkırlarında yaşayan,' kimilerine göre de Mançurya kökenli savaşçı bir kavimdir. İskitler'le olan uzun savaşlar sonunda, bir bölümü Anadolu*ya sarkmış olan Kimmerler^den bazıları da, Danimarka kıyılarına gitmiştir. Anadolu^da, Urartu ülkesinde tu-tunamayan Kimmerler, Doğu Karadeniz kıyılarına kadar gelmişler fakat burada da tutunamamışlardır. Bunun nedeni de Kimmerler 'den sonra yöreye gelen İskitler*in Kimmerler'i rahat bırakmamasıdır. M.Ö. 650 yılında, Kimmerlefle savaşan İskitler, 621 yılına gelindiğinde Medlerln saldırısına maruz kalmışlar ve dağılmışlardı. Medlerln baskınları sonucu İskitler dağıldı. Ancak yörede, İskit kavmine mensup insanlar yaşamaya devam etti.
İskitler'in, Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki egemenlikleri kısa sürmüştür.
Medler'in yöremizdeki etkinliğini incelemeden önce, Med Ülkesi'nin neresi olduğunu ve Medler'in bugün hangi kavmin atası olduğu hususunu kısaca açıklamak gerekecektir.
Medler, İran Ülkesi topraklarında önemli bir krallık kurmuşlardı. Göçebe bir kültüre sahip Medler'in, Türk boyuna mensup olduğu yolundaki görüşlere karşılık, önemli sayıdaki bir çok yazar, Medler'in Kürt kavminin atası olduğu hususunda görüş bildirmişlerdir.
Medler, çok geniş bir arazide egemenlik kurmuşlardı. Bu kadar geniş topraklara sahip olmanın doğal sonucu olarak, ortaya Kapodokya çıktı. Kapodokya, kuzeyde Karadeniz, batıda Kızılırmak havzası, güneyde Toroslar ve doğuda Ermenistan ile sınırdaş büyük bir ülke idi.M.Ö. 606 yılında, Doğu Karadeniz Bölgesi, Med Devleti'nin Kapodokya Eyaleti içindeydi.
Tarım ve ticaret işleri ile ilgilenen Miletoslular, köleci bir toplum idi. Mevcut ticaret şehirlerine ek olarak, yeni ticaret merkezleri kurdular.
M. Ö. 670'// yıllarda ise, Milletoslular'ın, ticaret ilişkilerini geliştirmek amacıyla bölgede ticaret kolonileri kurduklarını görüyoruz. Bu kolonilerden biri de, o zamana kadar Choerades (Hirades) olarak anılan Kerasos^tu. Ancak Miletoslular, M.Ö. 670 yılında geldikleri Hirades*de fazla kalamamışlardır.
Miletoslular M.Ö. 562 yılında tekrar Sinop'a geldiler. Daha sonra doğuya uzanarak Ordu, Giresun ve Trabzon şehirlerini Sinop'a bağlı birer ticaret kolonisi haline getirdiler.
Miletoslular, VI. asrın başlarına doğru bugünkü Ordu şehri yakınında Kotyora Kasabası'nı kurmuşlardır. Kotyora Ordu'nun kuzeybatısında Bozukkale denilen yerdir.
Ancak aynı Miletoslular, 108 yıl kadar önce M.Ö. 670 yılında Yunan sömürgecilerle birlikte, Karadeniz'e gelmiş olsalar da bu kısa sürmüştü.
o Ksenefon, "Sinoptan Kerasos'a yürüyerek üç günde gidilir" diye yazmıştır. Miletoslular bu bölgede, doksan kadar ticaret merkezi kurdu.
Doğu Karadeniz Bölgesi'nin tarihi, hemen her devirde ortak gelişmiştir.
Resimler Sadece üyeler içindir!
Bu nedenle Gülyalı - Ordu'nün ilk çağlarda nasıl bir yerleşim birimi olduğu ve kimlerin yaşadığını anlatırken, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin genel tarihinden çok uzaklaşamayacağız.
Orta ve Doğu Karadeniz'in ilk yerlileri; Haldei, Helives, Tibanni, San/7 (Sonnoi) ve Halib (Chalybe-) adlı kabilelerdir. Bu kabileler, genellikle yarı feodal ve üretimden kopuk bir biçimde yaşıyorlardı. Bu ilkel kabileler, daha sonraları doğudan gelen ve Hint - Avrupa soyuna (Ari) bağlı kabilelerce egemenlik altına alındılar. Fakat bunlar da Asur ve Galdani (Keldani) kabinelerine boyun eğmekten kurtulamadılar.
134 km. ile Karadeniz'de en uzun kıyı şeridine sahip Ordu, Karadeniz Bölgesi'nin orta bölümünde yer almakta olup, il toprakları 4018 ve 4108 kuzey enlemleri ile 36 52' ve 38 12' doğu boylamaları arasında yer alır. Batısında Samsun, doğusunda Giresun, güneyinde Sivas ve Tokat, kuzeyinde Karadeniz'e sınırı olan güzel Ordu'muz, yeşille maviyi kucaklaştırmıştır.
Bu güzelliği bugün olduğu gibi geçmişte de atalarımızın ilgisini çekmiş, hemen her bölgeden insanlar, kavimler bu bölgeye yerleşmişler. Hititler Devleti'nin son zamanlarında bu bölgede ilkel kavimler yaşarmış'.Hititler'den sonra Karadeniz'in doğal zenginlikleri tanınmaya başlanmış ve bölgedeki değerli madenleri ve ürünleri uzak denizlerden gelen tüccarlar kendi memleketlerine taşımışlardı. Kalipler , Hellen piyasasının demir ve çelik gereksinmelerini bu bölgeden karşılıyorlardı. Bir dönem de bu kavim Fenikelilerle iletişim kurmuşlar, onlara da demir,kalay ve çelik satmışlar. Bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginliği ilgiyi gittikçe arttırmış, M.Ö. 11-12 yüzyıllarda Fenikeliler Karadeniz'e seferler yaparak buralarda koloniler kurmuşlar. O yıllarda Ege'deki denizci milletler de Karadeniz'de ticaret yapmışlardır. Daha sonraki yıllarda Fenikelilerin yerini Helen'ler almışlar. İlk çağlarda Karadeniz'in kıyı şeridine yerleşen Milet koloniler, burada çok çabuk gelişip zenginleşmişlerdir. Karadeniz'de kurulan koloniler aracılığıyla Yunanlılar, Ortadoğu'dan Karadeniz'e ticaret yolunu ellerinde bulunduruyorlardı. M.Ö. 8-7 yüzyıla kadar Karadeniz sahilleri bu durumdaydı işte. Bu kıyılar gelecek için birer pazaryeri olarak kabul edilmesi, kıyıda büyük sitelerin yapılmasını doğal olarak engellemişti. Helenler, Karadeniz'i Arapotların seferi ile tanımışlardı. Bu nedenle Arapotların bölgedeki rolünün büyüklüğü yadsınamaz. Aragotlar Efsanesi'nin başı Yason'un adı, gemisini yanaştırdığı, Ordu ili sahillerinde binlerce yıldır onun adıyla anılan Yason Burnu'yda anılır.
Cpğrafya
Rüzgarlar genellikle batı ve güneybatı'dan eser; Meltem rüzgarları yaz günleri kuzeydoğu yönünden denizden karaya doğru ikindi vaktine kadar devam eder. İkindi'den sonra daha serin bir rüzgar esmeye başlar ve bütün gece sürer. Sahili serinleten bu rüzgarlara halk (poyraz) demekte ise de, bu hava akamının poyrazla ilgisi yoktur. Bölgede ender de olsa, güneyden kıble, lodos, keşişleme adları verilen çok sıcak hava akımı meydana getiren rüzgarların estiği görülür. Özellikle yaz başlarında veya ortalarında rastlanan bu rüzgarlar fındık mahsûlü üzerinde büyük tahribata neden olmaktadır.
Gülyalı'da, nem oranı % 76'dır. Yıllık yağış ortalama 100 mm.dir, deniz ve kara olmak üzere iki ayrı iklim karakteri görülür. Kıyıya hemen hemen paralel durumda ve bir duvar şeklinde uzanan dağlarla sahil a-rasında okyanussal bir iklim mevcuttur. Bu kısımda, en soğuk py olan Şubat'ta sıcaklık 6-7 derecedir. Sıcaklığın genel olarak, bitkisel gelişmenin başlangıç noktası kabul edilen 5 dereceden düşük olması, bu şeritte zengin bir bitki örtüsüne ve bol bir yeşilliğin oluşumuna olanak yaratmaktadır.
Kıyı şeridinde, en sıcak ay Temmuz - Ağustos olarak görülür. Temmuz izotermleri 23-24 derece arasındadır. Kıyı bölgesinde kıştan Yaz'a geçiş yavaş bir şekilde olur. Sonbahar ılık olup, kış mevsiminin ortalarına kadar devam eder, genel olarak sahil kesimi yazları fazla sıcak olmayan, sonbaharı ilkbaharından daha sıcak ve yağışlı geçen; kışları ise mülayim, nemli, mutedil bir iklim karakteri gösterir.
Akarsu olarak önemli iki deresi vardır. Bunlar Turnasuyu ve Aptal deresidir.
Kanlıgöl: Hoşköy ile Ayrılık köyünü ayıran dere içerisinde çağlayan dibinde göle giren bir çocuk taşın altında kaybolduğundan gölün adı "Kanlıgöl" olrak anılmıştır.
Ayıgölü: Değirmen yanında dereyatağında büyük bir göldür. Kazangölü: Kanlıgöl'ün olduğu derede, oldukça derin bir göldür
Engebelli bir yapıya sahip olup, ancak fındık üretilmeye müsaittir. Diğer ürünlerin tarımına ise kısmen müsaittir. Çiftçilerin kendi gereksinmeleri kadar yine de üretim yapılmaktadır. Yaylası ise yoktur.
Çataltaş
Gülyalı Ordu İl Merkezine 12 km uzaklıkta, Giresun İl sınırında, denizle doğanın en güzel ve belirgin uyumunun sergilendiği, turizm açısından geleceği olan gelişmeye uygun şirin bir sahil ilçesidir.
Gülyalı ilçesi, 6000 hektar bir araziye sahip, bu topraklar üzerinde 6 köyü mevcuttur.
Gülyalı Belediye sınırları içinde ise ikisi köy özelliğinde 5 mahallesi vardır. Bu mahalleler: Alibey, Gülistan, Yeniköy ve Ebulhayr Sayaca ve Hoşköy Mahalleleri'dir.
Resimler Sadece üyeler içindir!
Resimler Sadece üyeler içindir!
Yaşam
| |
<form name="adminform" method="post" action="index.php?option=com_content&task=category§ionid=22&id=101&Itemid=245">
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Mahalli Yemekler |
Administrator |
1077 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Spor |
Administrator |
1005 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Folklor |
Administrator |
890 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! İmece |
Administrator |
702 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! İnançlar |
Administrator |
811 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Nazar ve Nazarlık |
Administrator |
745 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Ölüm |
Administrator |
825 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Hacı Uğurlama |
Administrator |
951 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Asker Uğurlama |
Administrator |
977 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Çocuk Oyunları |
Administrator |
810 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Sünnet |
Administrator |
720 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Doğum Sonrası |
Administrator |
1352 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Doğum Öncesi |
Administrator |
762 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Aile Yaşamı |
Administrator |
686 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Çocuğun Doğumu |
Administrator |
700 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Mayıs Yedisi |
Administrator |
806 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Yılsırtı |
Administrator |
690 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Yatırlar |
Administrator |
736 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Kız İsteme ve Düğün |
Administrator |
1170 |
| Perşembe, 09 Mart 2006 |
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir! Giyim - Kuşam |
Administrator |
1580 |
| |
form>
|
GÜLYALI
ORDU ilimize bağlı bir ilçedir.
Nüfus:
10566 kişi
Yüzölçümü:
112 km²
Köyleri
- AMBARCILI
- AYRILIK
- KESTANE
- MUSTAFALI
- TAŞLIÇAY
- TURNASUYU