
Tosya'nın kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber Kastamonu müzesi ilgililerince yapılan geziler neticesinde yer üstü vesikalardan az hatalı bir hesapla 3-4 bin senelik bir maziye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Tosya Gaskalar, Hititler, Firigler, Kimmerler, Lidyalilar, Iranlilar, Yunanlılar, Romalılar, Bizanslılar, Danişmentliler, Çobanlar, Candarogulları ve Osmanlılar hakimiyetinde bulunmuş, Moğollar ve Selçuklular Devrinde PAFLAGONYA (Kastamonu) hakimiyetinde yasamış eski bir kazadır. Tosya halkının Orta Asya'dan zaman, zaman göç ederek Anadolu'nun iskân sahalarına ve dolayısıyla bu bölgeye gelip yerleşen Türkler olduğu belirlenmiştir.
Tosya’nın kuruluş tarihinin ve kurucularının isimlerini belli eden tarih araştırmaları kesin olarak yapılmamıştır. Ancak kurulusunun ilk paragrafta belirlendiği üzere kuruluş tarihi tahmini olarak bilinmektedir. Ancak Tosya’nın da dahil bulunduğu Doğuda Kızılırmak, Batıda Bartın çayı, Güneyde Aydost dağlarının Kızılırmakla birleştiği saha ile Kuzeydeki Karadeniz arasındaki kalan bölgeye Yunan sairi Homeros tarafından M.Ö. 7’nci Yüzyılda yerleşenlerin adına izafetle PAFLAGONYA dendiği bilinmektedir. Tosya'ya DOCEIA adi Bizanslılar devrinde verilmiştir. Bundan önceki adinin ZAOKA olduğu Ptolemaios tarafından bildirilmektedir.
1830 (Rumî 1250) tarihine rastlayan nüfus kayıtlarına göre bu günkü Tosya Kazası hudutları dahilinde Tosya ve Saz olmak üzere iki kazaya rastlanmaktadır. Tosya Kastamonu vilayetine bağlı 30 mahalle 41 köy, Saz kazası ise Çorum vilayetine bağlı 9 köyden ibaret olup, ilçenin yeri Kuşçular ve Çakal köyü arasındadır.
1880 (Rumî 1300) tarihleri kaydında yalnız Tosya kazası görülmekte, Saz kazasından herhangi bir bahis bulunmamaktadır. Saz kazasına bağlı köylerinde Tosya kazasına bağlı olduğu görülmektedir. Bundan da Saz kazasının 1830 ile 1880 yılları arasında Tosya kazasına bağlandığı anlaşılmaktadır. 1880 tahrir nüfus kayıtlarında Tosya 16 mahalle ve 41 köyden oluşmaktadır. Kayıtlara göre kazada mahalleler veya köyler, diğer komsu mahalle ve köylerle birleşmiştir. 1904 (Rumî 1320) yılından sonra Yer kuyu köyü Ilgaz kazasına, Arak, Beygircioglu ve Ügüz köyleri Kargı kazasına bağlanmış, Musa, Keçeli köyleri Taşköprü kazasından, Gövdecik ve Bürük köyleri Kastamonu vilayetinden Tosya kazasına geçmiş bazı köy parçaları da müstakil köy haline gelmiştir. Ortalıca ve Karaköy köyleri 1935 yıllarında Kargı kazasına,1948 yılında da Kargı kazasından Tekrar Tosya kazasına bağlanmıştır. Bu günkü durumda Tosya ilçesi 23 Mahalle, 52 köy ve 1 beldeden ibarettir.
GASKALAR ÇAGI : Prehistorik çağlardan sonra havalinin bilinen en eski sakinleri Sümerlerin bir kolu olan GAS'KA (Gaska Türkleridir). Bunlar hakkındaki mahdut bilgiyi Hitit yazılı tabletlerinden öğreniyoruz. Gaskalar devamlı olarak, Mısırlılar, Suriyeliler ve Kaldelilerle siyasi, ticari ve kültürel münasebetlerde bulunmuşlar; Hititlerle de bazen harp etmişler bazen de dost olarak geçinmişlerdir. Yine bu belgelerden öğrendiğinize göre Gaskalar sert karakterli ve cengaver kişiler olarak gösterilmektedir. Gas'larin bölgede kurmuş olduğu şehirler, Duddusgas - Halilas -Durmitta - Ushupitta, Tibija - Istihara ve Tumanna'dir. ki, burası 1932 senesinde Eugene Cavaicnac'in «Carte Du monde Hitite» Hitit dünyasının haritası adli eserinde. Kastamonu olarak gösterilmiştir.
HITIT HAKIMIYETI : Gas'kalarla Hititler arasında vuku bulan savaşlar bir kaç bölüm arz etmektedir. Hitit kralı Tuthalyas ve Suppililuma IV. M.Ö. 1400-1390 yılları arasında Gas'larla iki safha arz eden savaş yapmışlardır. Yine M.Ö. 1349-1329 yılları arasında Hitit kralı Mursil II. zamanında Gaslarla dört safhalı harbe tutuşmuşlar; neticede 1329 da hakimiyet Hitit idaresine geçmiştir. Yerli halk Filistin ve esir pazarlarına sürülmüştür. Fakat bir müddet sonra Avrupa içlerinden kopup gelen deniz kavimlerinin bir kolu olan Friklerin akınlarına fazla dayanamayıp M.Ö. 1200 yıllarında bu göçler neticesinde yıkılmışlardır.
FRIG HAKIMIYETI : Frig olarak gösterilen ve bölgesel ismi ile Paflagonyali'lar diye bilinen bu haklin menşei hakkında pek çok tarihçi çeşitli fikirler ileri sürmüşlerdir. Trakya'dan Anadolu'ya bir sel gibi ilerleyen Deniz kavimlerinin bir kolu olan Friglerin. bir bölümü olarak kabul etmek tarihi gelişime uygundur. M.Ö. IX. uncu asırda yasadığı bilinen Yunan sairi Homer'in Illiada'sinda M.Ö. 1180 yıllarında vuku bulduğu ileri sürülen Truva savasında Truvalıların yanında savaşanlar arasında “.... Enetlerin ve Paflagonyalilarin basında korkusuz yürekli bir kahraman Pylaimenesin'de ” bulunduğu kaydedilmektedir. Daha sonra M.Ö. VI. yy. yasayan Hekataios ve M.Ö. II. yy.da yasamış Skymon Paflagonyalilarin VI. yy. dan daha evvel Anadolu'nun kuzeyindeki dağlık bölgede yasadıklarından bahsetmektedir. Kastamonu'da yine bu bölgenin iskan edilmiş merkezleri arasındadır.
KIMMER ISTILASI: Bir müddet Friglerin idaresi altında yasayan Paflagonyalilar M.Ö. VII. yy. baslarinda Kimmer'lerin Frigleri bu bölgeden çıkarmaları üzerine Kimmerlerin hâkimiyeti altına girerler.
LIDYA ISTILASI: Gigesin idaresi altındaki bir ordu Kimmerleri bu bölgeden attı. Fakat Toktamis adli bir kahraman etrafında toplanan Kimmerler Giges'e karsı bir kaç seferine giriştiler. Sardes ve Efesos'a girdiler. Giges öldürüldü. M.Ö. 652 fakat kısa bir zaman sonra Asurlular tarafından Toktamis'ta öldürüldü. M.Ö. 650 Böylece bölgedeki Kimmer hâkimiyetine son verilmiş oldu. Daha sonra Anadolu’nun büyük bir kısmına hâkim olan Lidya kralı Krezüs Paflagonyayi dolayısı ile Kastamonu ve çevresini idaresi altına aldı. (M.Ö. 564-561)
IRAN HAKIMIYETI: M.Ö. 547 yılında Kurus idaresindeki Pers ordusuna yenilen Kürzüs'ün toprakları bu arada Kastamonu ve Çevresi İranlılara (Perslerin) idaresi altına girdi. Paflagonyalilar Perslere bağlı olarak kendi hallerinde yasamışlardır.
YUNAN HAKIMIYETI: Anadolucun Pers hâkimiyetine son veren Büyük İskender M.Ö. 332 yılında Ankara yakınlarından geçerken Paflagonyalilar bir elçi ile kendisine tabi olduklarını bildirmişler, bunun üzerine İskender bu bölgeye gelmemiş ve idarede Frikya Satrapi Kolos'a verilmiştir, İskender’in ölümünden sonra kumandanları arasında pay edilemeyen bu bölge M.Ö. 301 de Antigonos'un Selevkos tarafından ortadan kaldırılmasından sonra kısa bir müddet müstakil bir devlet halini almıştır.
PONTUS HAKIMIYETI: Kastamonu ve çevresinde Paflagonya'nin diğer kentlerinde olduğu gibi müstakil idare uzun müddet yasayamadı. M.Ö. 279 yılında Pontus kralı Ariobarzanes tarafından tüm Paflagonya işgal edildi. Daha sonra Galyalilar Bitinyali’lar ve Pontus'lular tarafından pay edilemeyen bir bölge halini aldı. Galatya kumandanı Marsias tarafından bölgenin güney tarafları yani Kastamonu ve havalisi işgal edildi. M.Ö. 183, fakat M.Ö. 120 de Pontuslu'lar Galatya hâkimiyetine son verdiler. M.Ö. 104 de Pontus kralı Mitridat'es ile Bitinya kralı Nikomedes III. bu bölgeyi pay ettiler.
ROMA HAKIMIYETI: Mitridas’esin M.Ö. 88-82 yılları arasında ayaklanmasına karşılık (Çünkü M.Ö. 133 de Bergama'nin Roma idaresini kesin olarak kabulü ile Anadolucun bati kesimi Roma'nin eyaleti haline gelmiştir.) Romalılar evvela Sullayi gönderdi. Daha sonra ise Pontus kralı yenilgiye uğradı ve doğuya çekildi. M.Ö. 73-72 yılları arasında idare Roma'ya geçti. Daha sonra Ana doluya geçen Lukullüs komsu devletlerle yaptığı savaşları kazanarak sınırlarını genişletti. Lukullüs ve ordusunun senatoya karsı itaatsizliği geri çağrılmasına sebep oldu ve bunun üzerine Konsüllükten yeni ayrılmış olan Pompeus gönderildi. Pompeus, Lukullüs'ün kazandığı zaferlerin semeresini aldı ve M.Ö. 64 de Samsun'da bir Meclis toplanıp müttefiklerine mükâfat dağıttı. Paflagonyanin bati kısımları Bitinya eyaletine, iç kısımları ise mahalli idarelere bırakıldı. Bu arada yeniden kurulan Taşköprü (Pompeipolis eyalet merkezi yapıldı. Kastamonu’nun bu zamanda küçük bir köy haline mi dönüştüğü, şehir olarak mı kaldığı, yoksa hayati inkitaami uğradığı kesin olarak bilinmemektedir.
BIZANS DEVRI: Sekiz asır gibi uzun bir devri Bizans idaresi altında devam ettiren Kastamonu ili ve çevresi bu zaman içerisinde kısa fasılalarla Türk, Iran ve Arap ordularının istilasına uğramıştır. Hazer hükümdarı Salip Han, 609 yılında Iran hükümdarı Hüsrevpezir'in idaresi altındaki ordu ve 715 yılında Arap kumandanlarından Muhammet Ibni Hakem tarafından istilaya maruz kalmıştır. Ancak 922 tarihinden itibaren Bizans imparatorluğunun bir eyaleti olarak yaşantısına devam etmiştir, 1204 ve 1213 tarihleri arasında Trabzon Rum imparatorluğunun kurucu sülalesi Kommenoslarin hâkimiyeti altında kalmıştır.
DANISMENDLILER: Alpaslan’ın kumandanlarından Ahmet Gazinin Oğlu Melik Gazi Gümüş Tekin Çankırı ve Merzifon'u Bizanslılardan almıştır. Bu fütuhattan biraz sonra haçlıların Melik Gazinin idaresi altındaki bir şehri iki defa muhasara etmeleri üzerine Kontrat kumandasındaki orduyu mağlup etmiştir. Her şeye rağmen Anadolu ortalarına ilerleyen Haçlılar Gümüş Temin'i korkutur. Bunun üzerine Selçuklu hükümdarı Kılıç Aslan’dan kuvvet yardımı ister ve Haçlılar Sivas'la Amasya arasında mağlup edilirler. Bundan sonra Rumlar Sinop'a çekilirler ki, bu sıralarda Kastamonu'nun Danişmentlilerin eline geçmediği görülür. Yalnız muhakkak olan bir şey varsa, oda Kastamonu ve havalisinin Danişment Ahmet Gazi'nin Oğlu Gümüş Temin devrinde gerçekleşmesidir. 1105. Çeyrek asır Bizanslılar Kastamonu'yu zapt etmişlerdir. Bir yıl sonra Gümüş Gazi Bizanslıları tekrar buradan kovmaya muvaffak olmuştur. Bize Kastamonu'da Danişmentlilerin yasamış olduklarını gösterecek en iyi vesika Araç ve Daday'daki Ali Danismend türbeleridir. Ali Danismend ismine sülalede rastlanmamasına rağmen, ayni devirde yasamış baksa bir şahsin adına izafeten yapılmış olsa gerektir. Belki de Kastamonu ve çevresi sinir şehri olduğundan gereken ilgiyi görememiştir. 100 yıla yakin bir zaman Danismend idaresinde kalan şehir ve çevresi 15 yıl sürecek olan Bizans idaresine geçmiştir.
ÇOBANLAR DEVRI: Selçuk kumandanlarından Hüsamettin Çoban, Selçuk Hakanı Alaeddin Keykubat tarafından Kastamonu bölgesini zapta memur edilmiş ve çeşitli zorluk ve mücadelelerden sonra 1213 yılında bu vazifeyi ancak gerçekleştirebilmiştir. Bu sıralarda Sinop ve çevresi diğer Selçuk beyleri tarafından zapt edilmiştir. Bir müddet sonra Sinop ve Kastamonu beyleri arasında şiddetli bir geçimsizlik bas göstermiş; bunun üzerine Moğollar tarafından bölgenin ikinci kez zaptına memur edilmiş Yaman Canlar kumandasındaki bir ordu Kastamonu’ya girerek Kastamonu beyi Muzafferettin Yavlak Aslan’ın birliği bozguna uğratılmış ve bası da kesilmiştir. 1292 Muzafferettin Yavlak Aslan’ın oğlu Mahmut Bey babasının intikamını almak için mücadeleye girişti ve neticede muvaffak olarak Yaman Candar'i buradan daha batıya sürmeyi başarmıştır. Bunun üzerine Şemsettin Canlar Eflani'yi merkez yaparak tekrar Kastamonu üzerine yürümek için hazırlığa başlamışsa da ömrü vefa etmeden ölmüştür. Yerine geçen Süleyman Pasa 1309 da Kastamonu'ya hareketle Mehmet Beyin ordusunu mağlup ederek selefinin intikamını almıştır. 96 yıl süren bu hâkimiyet sırasında bölgede pek çok imar faaliyetinde bulunmuş. Çobanlar hâkimiyetine son verilmiştir.
CandAROGULLARI HAKIMIYETI (1292 – 1460) :1309 yılında Şemsettin Yaman Candar’in yerine geçen oğlu Süleyman Pasa, Pervaneler'in son hükümdarı Gazi Çelebi'yi mağlup ederek Sinop ve havalisini idaresi altına almıştır. Süleyman Pasa bu zamanda Kastamonu ve çevresini devrinin kültür ve bilim merkezi haline sokmuş; bilginler ziyaretgâhı haline gelen Kastamonu Hazreti Mevlana’nın torunlarından Arif Çelebi ile birlikte pek çok yabancı âlimin uğrak yeri olmuş, kendi bünyesinden çıkarmış olduğu Müfessir Alaeddin devrinin en büyük âlimleri arasına girerek bu büyük kumandandan destek görmüştür. Süleyman Paşa’nın ölümü üzerine bir takim kardeş kavgaları ve iç karışıklıklar bas göstermiştir. Bir aralık kötürüm Beyazıt Sinop'ta oğlu Süleyman Pasa II. de Kastamonu'da bağımsız birer beylik kurmuşlardır. Kötürüm Beyazıt Sinop’ta 1385 de ölünce yerine oğlu İsfendiyar Bey geçmiştir. Bu zamanda Kastamonu Süleyman Pasa ll. Osmanlılar aleyhine Sivas beyliğiyle gizli anlamsalar yaptığından Yıldırım Beyazıt Kastamonu’ya gelerek Süleyman Pasa II. nin beyliğine son vermiştir. Bu sırada Sinop'ta bulunan İsfendiyar Bey Yıldırım Beyazıt’ın Kastamonu'yu alması ve ayni akıbetin basına geleceğini düşünerek korkması üzerine Timur, Yıldırım Beyazıt ilişkilerini takip ederek Ankara savasında bizzat Timur saflarında Yıldırım Beyazıt’a karsı harp etmiş ve belki de Timur'un galip gelmesine sebep olmuştur. Savaşta Timur'un galip gelmesi üzerine İsfendiyar beye. Galip kumandan tarafından hüsnükabul gösterilerek, iltifatta bulunulmuş, yardımlarından dolayı da, kendisine Kalecik. Çankırı, Safranbolu. Samsun ve Bafra’nın idaresi verilmiştir. 1439 tarihinde İsfendiyar beyin ölümü üzerine yerine İbrahim Bey, bir müddet sonrada İsmail bey geçmiştir. İsmail Bey iyi terbiye almış, faziletli, kültürlü ve olgun bir insandı. Zamanında Kastamonu bir ilim merkezi haline gelmiştir. Komsu memleketlerden ve hatta uzak diyarlardan pek çok âlim davet edilmiş, yeni eserler kaleme alınarak bunlar Türkçeye tercüme ettirilmiş ve haklin istifadesine sunulmuştur. Bu devrede sanat ve ekonomi en parlak seviyeye ulaşmış, Sinop'ta harp gemileri inşa edilmiş, Askerlik isleri nizami kaideler içinde yürütülmeye başlanmış ve hatta Küre bakırları en verimli üretim devresine bu zamanda erişmiştir. Bu sıralarda Fatih İstanbul’u zapt etmiş ve Anadolu birliğini sağlamak amacı ile Anadolu'ya dönmüştür. 1460 yıllarında Kastamonu üzerine yürüdü. Bu durumdan daha evvel haberdar olan İsmail Bey Sinop'a çekildi. Fatih Sultan Mehmet hiç bir direnme görmeden Kastamonu'yu aldı. Birliği sağlamak ve galibiyeti perçinlemek için İsmail Beyin arkasından Sinop'a kadar ilerledi, İsmail Bey Fatih Mehmet'e karsı koyabilecek kuvvette ordusu olduğu halde, soydaşlarının kanının dökülmemesi için mukavemet göstermedi ve İsmail Bey'in bu anlayışlı ve fevkalade davranışına Fatih hayran kalmış ve kendisine Yenişehir, İnegöl ve Yar hisar tımar olarak verilmiş, bir süre sonrada Filibe’ye gönderilmiş ve 1479’da vefat etmiştir.
OSMANLI DEVLETI IDARESI (1460-1923) : 1460 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Candarogullari devletine son verilmiş ve Kastamonu ve yöresi Osmanlı devletine bağlı sancak haline getirilmiştir, ilk sancak beyi İsmail Beyin kardeşi Kızıl Ahmet Bey iki sene bu görevde kaldıktan sonra, Fatih Sultan Mehmet'in 9 yasındaki oğlu Cem Sultan burada altı yıl sancak beyliği görevinde bulunmuştur. 460 yıl Osmanlı devletine bağlı kalan Kastamonu ve çevresi istilaya maruz kalmamış ve herhangi bir harbede sahne olmamıştır. 4,5 asri geçen zaman zarfında kâh gelimseler kaydetmiş, kâh durgunluklar geçirmiş, bunların yanında pek çok imar faaliyetinde bulunulmuştur. Kastamonu vilayet haline getirildikten sonra Çankırı, Sinop ve Bolu sancağı buraya bağlanmıştır. Birinci Dünya Savası sırasında Kastamonu vilayet, Sinop ve Çankırı mutasarrıflıklarından oluşmakla beraber Bolu ve Zonguldak mutasarrıflıkların da kontrolü altında bulunduruyordu.
MILLI MÜCADELE IÇINDE TOSYA: Kurtuluş savasından evvel 1919 Ağustos ortalarında Kastamonu vilayeti Kuvayi Milliye ile birleşmiş ve çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Milli mücadele devrinde düşmandan en masum bölge olduğu gibi Milli mücadeleyi Ankara ve çevrelerini çeşitli yönlerden besleyen bir can damarı durumunda idi. Kuvayi Milliye ye katılmak üzere çeşitli yerlerden gelen subaylar Ankara'ya İnebolu - Kastamonu yolu ile gitmişler. Yiyecek, giyecek, cephane, para ve silah gibi yardımlarda ayni yoldan ulaştırılmıştır. Bölünmez bir bütün olan yurdumuzun bu güzel kösesinde. Milletimizin varını yoğunu ortaya koyarak girdiği bu topyekûn mücadelelerde, bir tek aile ocağı gösterilemez ki, dedeleri şehitlik ve gazilik mertebesine ulaşmamış olsun. Bütün vatan sathında olduğu gibi yurdumuzun bu kösesinde yasayan insanlarımız, gerek Birinci Dünya Savası’nda özellikle Çanakkale'de gerekse Milli Mücadele yıllarında üzerlerine düsen vazifeyi hakkıyla yerine getirmişlerdir. Çünkü Kastamonu ve Tosya işgale uğramamıştır. Silah tutanlar yurt savunmasına koşarken, geriye kalan halk çoğunluğu kadın, çocuk, ihtiyar ve sakat olmak üzere cepheye silah ve mühimmat taşımışlardır. Kastamonu ve havalisinde olduğu gibi Tosya'da işgale uğramamış olduğundan, savaş yıllarında canini dişine takip bir taraftan cephelerde çarpışırken. Diğer taraftan geriye kalanlar, yaslısıyla, kadınıyla, çocuğu ile birlikte cepheye silah ve mühimmat sevkiyatında bulunmuşlardır. Kara Vasıf Bey tarafından kurulmuş olan Gizli Karakol Cemiyeti, istihbarat ve propaganda ile Milli Mücadele' ye yardımcı olmaya çalışmıştır. Ayrıca adam kaçırma, silah cephane ve mühimmat gibi malzemeleri Anadolu'ya nakletmek hususunda çok önemli faaliyetleri vardır. Bu hususta erkânı harbiye Binbaşısı Naim Cevat Bey'in vatanperver yardımları, ayrıca hamallar, arabacılar, memurlar ve polisin fedakâr gayretleri sayesinde İngilizlerin kontrolü altında bulunan pek çok ambar ve depolardan geceleri aşırılmak üzere muhtelif tarihlerde 56.000 mekanizma, 320 makineli, 1.500 tüfek, bir batarya top, 200 sandık mermi, 10.000 takim giyecek elbise ve çamaşır, 10.000 adet nal ve mıh 15.000 matara, 100 ton çeşitli askeri malzeme ve eşya İstanbul’dan Anadolu'ya kaçırılmıştır. Teşkilat yine İstanbul' dan dan Samsun'a yapılan muhtelif seferlerde pek çok mühimmat ve eşyayı İnebolu’dan Anadolu'ya kaçırabilmiştir. Bu dönemde Anadolu'yu besleyen söz konusu yol İnebolu-Kastamonu ve Tosya üzerinden Ankara'ya uzanmaktadır.
Milli Mücadele yıllarında kazamızda 200 katırıyla Ekmekçi Ahmet ağa, 150 katırıyla Cezarin Köymen Ali, 50 katırıyla Gemacioglu İsmail Çavuş sadece bir kaçı olmak üzere köyünden-şehrinden yüzlerce Tosya'li İnebolu’dan Haymana Ovası’na kervanlar halinde gece-gündüz demeden cephane taşımışlardır. Kastamonu ve havalesinde ilk Kuvay-i Milliye'ci ihtiyat zabitlerinden Emin bey'in (Agir Ceza Reisi Emin Tatli) gayretleri çok büyük olmuştur. İnebolu’dan başlayarak teşkilat ve İnebolu kaylıkçıları cephelerdeki silah ihtiyacı karsısında çok duyarlı davranmışlardır. Mütarekeden sonra silahları teslim almak için gelen İngiliz subaylarına, ileriyi gören şube reisleri sakat ve eski tüfekleri vermişlerdir. Saklanan iyi silahlar ilk hamlede mahallelerin ihtiyacında kullanılmış veya kaçakçı haydutlarından alınan silahlarla birleştirilerek Milli Müdafaa Vekâleti emrine gönderilmiş fakat vekâletçe silaha olan ihtiyacın arkası kesilmemiştir. Trabzon 'dan nakliye isleri vapurlarla başlayınca İnebolu iskelesi, Ankara’nın en yakin yolu ve en önemli ikmal üssü haline geldiğinden Ağustos 1920 ayında yükleme-boşaltma kumandanlığı kurulmuştur. Halil Ağa’nın oğlu Yüzbaşı Mehmet Ali Bey kumandan tayin edilmiş ve Umuru Bahriye Müdürlüğü emrine verilmişti. Bununla beraber Sinop ve Zonguldak'ta da birer mevki kumandanlığı kurulmuştur. Önceleri İstanbul’dan tüccar eşyası olarak, ambalajlı gelen tek tük muhabere ve sağlık araçları daha ziyade İstanbul piyasalarından alınarak İnebolu’ya gelen elbise, kaput, ayakkabı, deri gibi orduya yarayacak eşyalardan Ruslarla Nisan 1920 anlaşmasından sonra 1920 yılı boyunca Doğu Karadeniz’den gelmeye başlayan savaş araçlarından çoğu bu esliha komisyonuna gelir, eşya ise ambarlara, cephane ise şube depolarına gönderildi. Gizli felah grubunda.gizli karakol cemiyeti gibi haber alma, adam kaçırma, kaçırılan silahların Anadolu'ya getirilmesi gibi görevleri basan ile yapmışlardır. Gizli felah ve karakol cemiye-ti'nden ayrı olarak M.M. grubu mevcut olup bu cemiyet istihbarat, silah ve adam kaçırma faaliyetini basarî ile yürütmüştür. Silah kaçırma ve istihbarat yönünde kuvvetli bir teşkilata sahip olan cemiyet. Milli mücadele'ye ve milli teşekküllere pek çok faydası olmuştur. İnebolu - Ankara arasında yeniden hanların imarına ve kahvehaneler açılmaya başlanmıştır. 1921-1922 yıllan İnebolu - Ankara yolundaki taşımaların arttığı yolları tıkayacak bir hale geldiği, kıs aylarında bu hanlar birer kervansaray halini almış, iptidaî şartlara rağmen insan ve hayvan hayatini kurmuşlardır. Milli Mücadele'de Ankara’nın ve cephenin kandamari vazifesini gören İnebolu-Kastamonu-Tosya-Ankara şubesinde dizili hanlar ve otellerde güvenliği sağlayan Jandarma karakolları mevcuttu. Sakarya Savası’nda Kastamonu ve Tosya havalisi-kadınları vatan hizmetine koşmuşlardır. Köylü kadınlar kağnıları ile silah, kundakları ile erzak, sırtları ile beşiklerini ve haşir içinde sarılmış top gülleleri taşır. Ilgaz Dağlarını aşırırken şehir kadinlan elleriyle kazak, çorap örerek hizmet ettiler. Köy kadınları asker kaçaklanna yiyecek vermediler. Bir casus yakalar gibi karakollarına teslim ettiler. Kızılay’ın yaptığı toplantılarda komisyon huzurunda bağış yapılırken, birçoklarının derin duygulara kapılarak kulaklanndaki küpeleri, boyunlarındaki altınları ve gümüş saatlerini adini - sanını söylemeden bağış masasına attıkları görüldü. Tosyalı Latife Hanım’ın gömleklerini, Kastamonulu Hatice Hanım’ın gelinlik elbiselerini ve takılarını evlenmeden bir gün önce bağışlamaları birer fedakârlık örneğidir Aşağıdaki dilekçe metni ise Tosyalı kadınların vatan ve namus müdafaası uğrundaki kararlı mücadelesini yansıtması bakımından cidden ilginçtir. Bu dilekçe zamanın Kastamonu ve çevresi kolordu Komutanı Muhittin Paşa’ya verilmiştir. Dilekçe metni : " Anayurdumuzun ve milli bagimsizligimizi tümüyle yok etme hülyası ile hücum eden düsmanlann namussuz ve çok kirli ayaklarını kutsal topraklarımız üzerinde görmek istemeyen cariyeniz, yurdun kurtuluşu uğrunda cephelerde kahramanca çarpışan erkek kardeşlerimle birlikte bu kutsal yurt görevinde bende bulunmak istiyorum. Fedai olarak cepheye gitmeye hazır olduğumdan dileğimin kabulünü ve izinlerinizi rica ederim. Tosya îlyasbey Mahallesinden Karaahmetoglu Mustafa kerimesi LATIFE Kastamonu da kışla önünde donan kahraman Türk Anası’nın (Şerife Bacı ) fedakârlığı ayrı bir destan ve araştırma konusudur. Bu kadın Seydiler Köylüdür. Türk kadını kahramanlığını, bir defa daha bu dönemde Kuvay-i Milliye ruhu ile bütün cihana duyurmuştur. Bu haliyle Türk kadını tarihini misyon ve kimliğini ispattan öte bir şey yapmamıştır. Milli mücadelede Tosya binlerce gazi ve 400 civarında şehit vermiştir. Burada bir hususu belirtmek gerekir. Şehit şayisi belki de bu rakamı üçe dörde katlayabilir. Çünkü asker cephede yarayı almış, seyyar hastanelerde vefat etmiştir. Bundan dolayı kayıp ve ölmüştür kayıtları yukarıdaki rakama dâhil değildir. Türk Milletinin sıkılmış bir yumruk gibi düşmanın karsısına dikildiği bu topyekûn mücadele, kanlarıyla kutsal vatan sathini sulayan şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle yâd ediyor ve diyoruz ki, sizler üzerinize düsen vazifeyi hakkıyla yaptınız, rahat uyuyunuz
Galiba, Tosyali olarak en zayif tarafimiz bu. Geçmise ve onun tarihi degerlerine sahip çikamamak. Çogu kez düsünmüsümdür:
Su tesadüfen ayakta kalabilmis (5-10) ahsap evin, Safranbolu evlerinden farki ne? Bundan (30-40) sene evvel, bu evlerin sayisi, herhalde yüzün üzerinde idi. Bugün ki sayisi ise (10) u geçmez. Tarihe karsi olan sorumsuz tutumumuz sayesinde, ileride korkarim, bunlari hayal etmek bile mümkün olamayacak. Çünkü, hâfiza-i beser nisyan ile malûldür.
Gâvur evleri dedigimiz, Rumlar'a ait binalarda bile, Türk mimari tarzi hâkim unsurdur. Hâl böyle iken, Rumlari bile etkileyen Türk-Islâm yapilasma tarzinin, bugünün nesillerin etkileyememis olmasini nasil izah edecegiz?
ABDURRAHMANPASA CAMII : Ilçemiz görüntüsü ile bütünlesen bir abide olarak her taraftan rahatlikla seyredilebilen cami, H. 992 M. 1584 yilinda Maras'li Abdurrahman Pasa tarafindan yaptirilmistir. 1917 yilinda onarim gördügü bildirilen camii 1943 yilindaki depremde hasar görmüs, tamirati ve restorasyonu esnasinda revzenlerle kalem isi süslemeleri, sekizgen kaide üzerine oturtulmus ve camiinin kuzeybati kesiminde bulunan çokgen minaresi de yeniden insaa edilmistir.
Topografik konumu açisindan çevreye hakim bir noktada bulunan ve Mimar Sinan döneminin merkezi planli camiileri arasinda yer alan yapinin toplam 2459,15 m2’lik alan üzerinde son cemaat yeri de dahil olmak üzere 732 m2’lik bölümüne insaa edilmis olup, 1500 kisi almaktadir.
Duvarlari, kesme tas ve tugla ile örülmüs, üzeri dört yarim kubbe ve ortasinda bir ana kubbe ile örtülmüstür. Kubbelerde agizlari deliklerle belirlenebilen yerlestirilmis ufak küplerin vasitasi ile akustik ses düzeni tesis edilmistir. Simetrik planlanmadigi anlasilan kuzey köselerindeki küçük kubbelerin benzerleri güney kisminda yoktur. Bes kenarli mihrap önü bölümü yarim kubbe boyunca disari tasirilmistir. Mihrabin sag ve sol tarafindaki pencere kenarlarina kaideler arasina yerlestirilmis, çalisma sistemi olarak çözülemeyen toplam dört adet dönen mermer sütun bulunmaktadir. Bu sütunlarin görevleri, camiinin herhangi bir bölümünde vaki hasar veya göçmenlerin tespitinde terazi vasfiyla sikismakta ve dönme özelligini kaybetmektedirler. Örtü sistemi, ikisi sekizgen ve bagimsiz, ikisi duvara bitisik dört adet fil ayagi olarak da tabir edilen ayakla tasinmaktadir. Bes gözlü son cemaat yerinin kubbeleri, sivri kemerler ve alti mermer sütun üzerine oturtulmustur. Camiye kuzey ve bati cephelerindeki iki kapidan girilir. Mermer mihrap, minber nisi de kapi gibi mukarnas dolguludur. Iri ve çok sayidaki pencerelerle cami içi aydinlatilmistir.
Bu camimiz gibi önemli fakat fazla dikkat çekmeyen bir mimari özellik de güney dogu kisminda ve avlu dolgusunu besleyen ve Belediye Hamamina bakan bir duvari mevcuttur. Bu duvarin özelligi, üzerindeki dolgu zeminine ragmen aksi istikamete egimli, yani disa egimli adeta yerçekimine karsi koyarcasina insaa edilmis ve insaa tarihinden bu yana da herhangi bir kayma veya yikilma söz konusu olmamistir.
ÇESMELER ve SU KAYNAKLARI : Eskiden Tosya'nin içme suyu dört ana kaynaktan gelirdi. Bu kaynaklar kuzeydeki Tosya Dagi'nda bulunan derelerden alinmislardir.
Birinci kaynak Seydo (seyidoglu) Deresinden gelen Seydo suyudur. Ikincisi Tosya Dagi'nin Ekincik yüzündeki Kirse deresinden gelen Kale suyudur. Üçüncüsü; Haci Hüseyin Suyu ve dördüncüsü de Sofu suyudur. Bunlardan Kale suyu 1934 de ölen Menfi Hoca (Haci Ismail Efendi) tarafindan tamir ettirilmistir. Yukarida belirtilen su kaynaklarindan baska birde Seyh Ismail Rumi'nin Seyh deresinden getirdigi ve yaptirdigi hamami ve camiyi besleyen halen kesik durumdaki su vardir. Bu su kaynaklarindan Kale suyu 25.Haci Hüseyin suyu 4. Seyh deresinden gelen su 2 ve Sofu suyu 112 kadar çesmeyi beslemekteydi.
Günümüzde sehrin suyu; Berçin iliman membasindan sanayide 25 lt. Berçin Elmaciktan saniyede 15 lt. Tosya Dagi'ndan saniyede 10 lt., Kale suyu saniyede 2 lt ve Papazönündeki iki ayri su kuyusundan saniyede 50 lt. seklinde gelmektedir.
Tosya'da 150'nin üzerinde çesme vardir. Ancak terkos geldikten sonra bu çesmeler peyder pey kapatilmis, bunlardan çok azi terkos suyuna baglanip akan halde birakilmistir. Çesmelerin disinda 120 kadar da ev küpü bulunmakta idi. Bu küplere çesme sularindan su verilir ve karsiliginda 10 lira yillik ücret alinirdi. Çesmelerin ve küplerin suyunu ayarlayan destimen (su dagitici) eski tabiriyle vezin denilen ölçüyü düzenlerdi.
Dere Çesmesi : Çesme Tosya'nin Dilküsah Mahallesi Zopturoglu sokaktadir. Çesme üzerinde su kitabe vardir "Sahibül Hayrat, El hac Ahmet Bey. Sene 1196 H. (1781 M.) tarafindan yapilmistir."
Halim Baba Çesmesi : Çesme Tosya'nin Ilyasbey Mahallesi'ndedir. Üzerinde su kitabe vardir: "Sahibül hayrat-vel hasenat Karabacak Zade Esseyit el hac-Abdullah Aga Serdengeçtiyan Ruhuna fatiha 1211 H. (1796 M.) yilinda Karabacak Zade Haci Abdullah Aga yaptirmistir."
Ali Osman Aga Çesmesi : Çesme Tosya'nin Harsat Mahallesi Kelleci sokaktadir. Önünde sivri kemer ve muhtelif taslardan yapilmis ayna tasi vardir. Kitabesinde su yazilidir: "Sahip el hayrat vel hasenat Destani Aga'nin zevcesi Serife Hanim'in rizaenlillah sene 1215 H. (1800 M.) yilinda yaptirdigi çesmedir."
Karasu Çesmesi : Çesme Tosya'nin Seyh Mahallesi Çaybasi sokaktadir. Kitabesi söyledir: "Ali Pasa ki Misir, Kahire Valisi Gazi'nin çiragi hassi ibrahim Efendi Ahmet ve Ekrem O Bahr-i atifet çesmeyi yapti lütfetti zülâlikildi icrafi sebilillah olup tamam vere cemete âbi selsebil ve kevserde Diyari Tosya'da bu çesmeden bir su içen adam dedim tarih dilen-yi ayni getirdi. Haci Ibrahim Efendi içmege zemzem."
HAMAMLAR :
Büyük Hamam : Çarsi içerisinde olup Candarogullarindan ibrahim Beyin yaptirdigi rivayet edilmektedir. 1932 yilinda yangin, 1943 depremden zarar görmüs oldugundan tamir edilmistir.
Çifte Hamam : Abdurrahman Pasa Caminin yaninda olup, Mevlana Selahattün adli bir sahis yaptirmistir. 16 nci yüzyilda yapildigi tahmin edilmektedir.
Tekke Hamami : Hocaimat mahallesinde olup, 1637 yilinda ölen Seh Ismail-i Rumi tarafindan moloz tasi ve harçla imal edilmistir, içerisinde tastan bir aslan agzindan su akmakta olup, ayrica seh kurnasi adi verilen bir odasi da mevcuttur.
Küçük Hamam (Vikvik Hamam) : Çarsi içinde olup, kullanilmaya baslanali tahminen 80 yil olmustur. Esas yapilis tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bir kazi sirasinda açilan kubbe deliginden hamamin varligi tespit edilmis ve etrafi açilarak hizmete açilmistir. Bilahare Vakiflar Genel Müdürlügünce restorasyon yapilmis ancak orijinal hali bozulmustur.
DIGER MIMARI YAPILAR:
1-) Kale : Tosya'da müstahkem bir kale görülmemekle birlikte yer adlarina bu ismin verilmis oldugunu görüyoruz. Belki de be yerler savunma amaçli tabii kale olarak kullanilmistir. Örnegin "Kale yakasi" tabiri geçer. Simdi de prehistorik (prehistorique) dönemden Hitit ve Roma dönemleriyle Türk damgasini tasiyan yapilardan söz edelim.
Gavur Kayasi Kalesi : Bu kale Tosya'nin bir saat güneyinde, Çüsçüs Kislasi mevkiinde, tam Devrez Çayi'nin kenannda tabii ve sarp bir kayadan ibarettir. Devrez Çayi bir kavis çizerek kaleyi dolanmaktadir. Sarp olan ön tarafinda da hiçbir veçhile üzerine çikmak mümkün degildir. Ancak kuzeybatisindan çikilmaktadir. Üzerinde bazi bina temelleri, batisinda bir kaya mezari ile bir tünelden baska birsey yoktur. Kalenin dogusunda ve Devrez'in üzerinde iki köprü ayagi bulunmasi vaktiyle (batiya doguya baglayan Bagdat yolu) yolun buradan yani kalenin dibinden geçtigini göstermektedir.
Emirler Sehri Kalesi : Bu sehir harebesi Tosya'nin üç saat dogusunda Sofular ve Kusçular Köyleri arasindadir. Harabenin etrafi harçsiz surlarla çevrilmis fakat bugün bunlar yikilmis haldedir. XVII. Yüzyil baslarinda Tosya'ya ugrayan Polanyali Simeon'un seyahatnamesinde ileri sürdügü Tosya'nin doguya bakan yüksek tepesinde, Pasanin oturdugu bir kale, sehirde de yolun en güzel kervansarayinin oldugunu belirtmesi, yapilan arastirmalari dogrulamaktadir.
2) Höyükler :
Yüce Tepe : Vaktiyle iskan yeri iken bu gün terk edilen bu küçük höyük Devrez kenarinda, Tosya'nin iki saat güneybatisinda Bayat Köyü'nün Taskaynar mahallesinde bulunmaktadir. Devrez Çayi höyügün kuzey dibinden akmaktadir. Boyu 50, eni 30 ve yüksekligi bilhassa ortada 6 metredir. Harman Tepe : Küçük bir iskan yeri olan burasi, Devrez Çayi boyunda , Tosya'nin iki saat dogusundaki Saz Ovasi'nda bulunan Sofular Köyü arazisi içindedir. Boyu 50, yüksekligi 3 metredir. Buranin 50 metre kadar batisinda boyu 75, eni 50, yüksekligi 5 metre olan bir iskan yeri daha vardir. Bu iskan yerine de Harman Tepe denilmektedir.
Celal - Zade Mustafa Çelebi: Tarihin (Koca Nisanci) diye tanidigi büyü devlet ve kanun adami Celal - Zade Mustafa Çelebi 896 H. 1491 M. yilinda Tosya'da dogmustur. Babasi Kadi Celâlettindir. Celal - Zade Mustafa Çelebi ilk medrese tahsilini Tosya'da yaptiktan sonra Istanbul’a gelerek Sahn-i seman medresesine girmistir. Piri Mehmet Pasa ile Nisanci Seydi Beylerin yakin ilgisine mazhar olmustur. Medreseyi birakarak 1516 da Yavuz Sultan Selim zamaninda Divan-i Hümayun katipligine alindi. Çaliskanligi vazifesini kavrayisi ve ketumlugu ile kisa zamanda temayül eden Mustafa Çelebi, Sultan Selim'in itimadini kazanmis ve devletin en güvenilir kisilerinden biri olmustur. Sultan Selim'in gizli emirlerini o yazar, divan kitabeti usulüne ve derece tesrifatina aykiri mütalaalarinda padisahi o ikna ederdi.
Teskirecilik (özel kalem müdürü) zamaninda 1525’lerde reisül kitaplik makamina getirilmis 10 yil bu hizmette bulunmustur.
Kanuni Sultan Süleyman zamaninda hazirlanan tüm kanunlarda Celal-Zade Mustafa Çelebi'nin elinden çikmis olup, 23 yil nisancilik görevi yapmistir. Devlet idaresine ait kanunlar onun tarafindan hazirlandigindan, devrinde (Müftî-i kanun) olup (Koca Nisanci) diye söhret yapmistir.
Mustafa Çelebi'nin iki ayri cephesi vardir. Birincisi devlet, kanun ve nizamlara vukufu, yeni kanunlar yapmadaki kudreti, ikinciside ilmi hayatidir. Çelebi'nin türkçe insadaki kudret ve maharetinin üstünlügünde bütün teskireler müttefiktirler. Arap'ça ve Farsça’da sair ve bilgin olarak örnek bir yazardir. Mustafa Çelebi II. Selim zamanindada 13 ay kadar nisancilikta kalmistir. 1567 ekiminde 75 yaslarinda iken ölmüstür. Eyüp nisancisinda yaptirmis oldugu caminin bahçesinde ve kendisinden önce vefat etmis olan, kardesi Salih Çelebi'nin yaninda gömülüdür. Eyüp'te bir mahalleye onun adi verilmistir.
Celal - Zade Salih Çelebi: Tosya’da dogmus olup, dogum tarihi belli degildir. Koca nisanci Celal-Zade Mustafa Çelebi'nin küçük kardesidir.
Dogum yili hakkinda degisik tarihler verilmekte ise de kendi divaninin ön sözünde 1561 Ekiminde müderrislikten çekilisi ile ilgili (ol zamanki evvel-i evam-i sebabtan sitap eden ömür kafilesi menzili heftale etmistir.) sözlerinden anlasildigi üzere 899 hicri, 1493 miladi olmasi gerekir. Medrese tahsilini mütakip Istanbul’da ibni Kemal Ahmet Semseddinin derslerine devam eden Celal-Zade Salih Çelebi eserlerinin temize çekilmesinde hocasina yardimci olurdu. Ünlü Haddat Sen Hamdullah’tan yazi mesk ettigi için yazisi güzeldir.
Kanuni’nin padisah oldugu 1520 yilinda Ibni Kemalden ayrilarak padisah hocasi Hayrettin Efendiye danisment kaydedildi. Kanuninin Belgrat, Rodos ve Budin seferlerini yazarak kardesi Mustafa Çelebi'nin delaleti ile Kanuniye takdim edildi. Eserler begenildiginden 1524 senesinde Murat Pasa medresesi müderrisligi ile Istanbul’a çagrildi. Bu görevde 10 yil kaldiktan sonra Ali Pasa müderrisligine tayin olundu, ilmi ve fazileti ile kisa zamanda tanindi. Veziri -Azam Ayas Pasanin da teveccügünü kazandi. Sahn-i Seman ve Edirne Sultan Beyazit müderrisliginden sonra sirasi ile Sam ve Misir kadiliginda bulundu. 1565 yilinin Eylül ayinda 74 yasinda iken vefat etti.
Eserler: 1 - Belgrat fetihnamesi, 2 - Rodos fetihnamesi, 3- Tarih-i Feth-i Budun, 4 - Tarih-i Sultan Süleyman 5- Firuz Sah Menakibi tercümesi 6- Tarih-i Misr-i Cedid, 7-Kitap-ül muhtasar fi Ahbar-il Beser 8-Leyla ve Mecnun manzumesi 9 - Dürer-i Nesayih, 10 - Cevami ul hikayet ve levami-ur Rivayet tercümesi, 11 - Miftah serhi hasiyesi, 12- Mevakif Serhi hasiyesi, 13- Vikale Serhine hasiyesi, 14- Islâh-ul-izah hasiyesi, 15- Tagyir-üt, Tenkih talikasi 16 – Münseat, 17 - Divan.
Ismail-i Rûmi : Tosya'da dogmustur. Dogum tarihi belli degildir, ögrenimini Kastamonu'da tamamladiktan sonra Bagdat'a giderek tasfiye-i bâtin etmis, sonrada Piri Sanî unvanina mazhariyetle Istanbul'a gelmistir.
Ismail-i Rumî Istanbul’da iken Tophane civarindaki Kadri hane dergâhini kurarak bu tarikati tühmim ile meskul olmustur. Anadolu ve Rumeli'nin muhtelif Vilayetlerine gönderdigi mürsitle halki hak yolunda irsada çalismistir. Devrin padisahi Sultan Ahmet'in saygi ve ilgisini kazanmistir. Hatta onun ahlak ve faziletine hayran olan Sultan Ahmet bir gün Osmanli ülkelerindeki Rumi’ye tekkelerine fer-manla varidatlar tahsis etmistir. Sultan Ahmet Camii açilis töreninde de bulunan Rûmî bu münasebetle, kadri tarikat, üzerine bir ayin yapmistir.
(Kildi Ismail Efendi nakl-i gülzar-i cinan) misrasinda söylendigi üzere 1041 H. yilinda ölmüstür. Mezari Tophanedeki Kadri-hane der-gâhindadir. Halen Istanbullular tarafindan ziyaret edilmekte olup bu kabrin yaninda halifelerinden bazilari gömülüdür. Kabir kubbe ile çevrili degildir. Kadri hanedeki caminin yanindaki evde oturan Gavsi Erkmengul, Ismail-i Rûmî ahfanmdandir.
Rûmî Kadri tari'katinda bu tarikati kuran Abdülkadir-i Geylâniden sonra ikinci piri sayilir. Tasavvuf tarihinden Rumiye diye bilinen tarikatine kendi adina izafeten (Ismailliye) de denilir.
Ismail-i Rûmî hakkinda Hafiz Ahmet Rifat efendinin (Nuhfe-ül riyaz-ül âliye fi Beyan-i tarikat-ül Kadiriye) sinde genis bilgi vardir. Bundan baska Ismail-i Rûmî ile hulefasindan bazilari hakkinda Tek-furdagli (Tekirdag) Ali efendinin Tuhfe-i Rumi adli eseri ile Bursali Tahir'in Osmanli Müelliflerinden mufassal bilgi verilmektedir.
Tosya'da halk arasinda Ismail-i Rûmî ile ilgili çesitli rivayetler anlatilmaktadir. Kendi yaptirdigi hamam (Tekke hamami) ile cami halen Hocaimat mahallesinde bulunmaktadir.
Reisülkuttap Tosyali Ebubekir Ratip Efendi : Ebubekir Ratip Efendi Tosyalidir. Küçük yasta Istanbul’a gelerek Halil Hamit Pasa zamaninda Amedi (dis isleri) Kalemine levamina baslamistir. III. Selimin sehzadeligi sirasinda ona kafes arkadasligi etmis gençlikleri büyük inkilap padisahi ile bir arada geçmistir. Sehzade Selim III. Selim unvani ile padisah oldugu vakit (1789) Avrupa'nin ilim, siyaset ve askerlik gibi çesitli alanlarda kaydettigi göz alici gelismeleri incelemek istemis bu amaçla en güvenilir sahsiyet olarak Ratip efendi olaganüstü elçi sifati ile Avusturya’ya gönderilmeye karar verildi. Ratip efendinin asil ve gizli görevi Avrupa’nin medeni üstünlügünü sebep ve sonuçlari ile inceleyip bir raporla padisaha bildirmektir. Ratip efendi Avusturya’da 227 gün kalarak gelismeleri anlatan risalesini hazirladi. Istanbul’la döndü. 1791 yilinda 500 sayfalik nemce sefaretnamesi adi ile bilinen eserini padisaha sundu. Bu eser sefaretname olmaktan çok fikir ve hürriyet tarihimizin en degerli bir vesikasi olarak önem tasir. 1794’te Hariciye nezareti görevini yürüten Reisi Küttaplik makamina getirildi. Tarihler 3 dilde sair oldugunu, nazim ve nesirde binazir bulundugunu kayit etmektedir, inkilaplari mütasip çevreleri tedirgin edecegi muhakkakti. Nitekim irtica III. Selimi tazzike basladi. Sonunda Sultan III. Selim bu iddiali arkadasim Rodos’a sürmeye sonrada 1799’da Limiide bogdurmak suretiyle idama mecbur oldu.
Kazasker Mustafa Izzet Efendi :Degerli bilgin ve devlet adamlarimizdan Mustafa Izzet Efendi 1801 M. yilinda Tosya'da dogdu. Babasi destanağazade soyadi ile taninan Mustafa Agadir. II. Mahmut tarafindan taninmasi ile bir ara padisaha imam ve sehzadelerinde yardimcisi olmustur. Devrinin ilmi piyadelerini alarak Rumeli kazaskerligine kadar yükselen Mustafa Izzet Efendi meclis-i vaâ azaligi, Reyüsül Ülamalik ve naki bülesraflik gibi makamlarda bulunmustur, 19. yüzyil alim, fazil, mutasavvif, musiki sinas, neyzen ve Kompozitör bir sahsiyet olarak taninir. Ayasofyanin içindeki Celî denilen büyük ve yuvarlak yazilar onundur. 1877’de Istanbul da ölmüstür. Mezari Tophane Kadirhanededir.
Sipka Kahramani Müsiir Süleyman Pasa :Tarihin Sipka kahramani diye tanidigi büyük Türk Müsür Süleyman Hüsnü Pasa Istanbul Süleymaniye’de dogdu. Babasi Mehmet Halit efendidir. Soyca anne tarafindan Tosya’da Metfumseyh Pinar'a baba tarafindan Bursa’da yatan Emir Sultana baglidir. Süleyman Pasa 1876 Sirp savasinda harp müsürü idi. Abdülhamit Padisah olunca onu uzaklastirmak için müsür rütbesi ile Bosna ve Hersek komutanligina atadi. 93 harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanli-Rus savasinda Tuna ordulari baskomutanligina getirildi. Sipka geçidinde büyük kahramanliklar gösterdi ve adi tarihe Sipka Kahramani olarak geçti. 93 harbi kaybedildiginden Süleyman Pasa birazdan Rauf pasanin kiskirtmasi ile Abdülhamit tarafindan Gelibolu'da tutuklattirildi. Bagdat’a sürüldü. 16.7.1890 da orada öldü. Eserleri: Mebani-ül insa iki cilttir. Tarih-i alem en önemli eseridir. Harbiye’de okutulmak için yazilmistir. Paris cografya kongresinde iftihar madalyasi almistir. Bunlardan baska ilm-i Sarf-i Türki, ilmihal, Hiss-i inkilap ve Bagdat’ta yazdigi Ümdetü'l hakayiıta önemli eserlerindendir.
Raffet Bey : 1850 de Istanbul Tophanede dogmustur. Bahriye hakimlerinden Tosyali Ali Beyin ogludur. 7 yasinda saray musikisi takimina giren Saffet Bey Italyan Robert ile Saray Musikisi Sefi Gualli Pasadan ders almis, 1886’da gönderildigi Paris’te musiki tahsilini tamamlayarak dönmüstür. Saray orkestra sefi iken birçok ögrenci yetistirmis, birinci dünya savasindan sonra emekliye ayrilmistir. Resit Saffet Atabinen'in babasi olan Saffet Bey 23 Haziran 1939 da ölmüstür. Mezari Kavaktaki aile kabristanidir.
Dr. Rifat Osman Tosyali : Tarihe ait eserleri ile taninmis hekimlerimizdendir. 1874’te Istanbul’da dogmustur. Aslen Tosyali – Zade Osman Efendinin ogludur. 1898 de Askeri Tibbiyeyi Hekim Yüzbasi olarak bitiren Dr. Rifat Osman, Alman Profesörü Rider’in Gülhane Hastanesinde kurdugu rotgen subesinde ihtisasindan sonra Edirne Selanik ve Manastirda bu cihazi kurmustur. Emekliye ayrilinca Edirne’de yerlesmistir. Edirne Rehnümasi ile Edirne Saray ve kasirlari adli eserler onundur.
Iskodra Kahramani Hasan Riza Pasa : Tarihin Iskodra kahramani olarak tanidigi büyük insan degerli asker Hasan Riza Pasa aslen Tosyali’dir. 1871’de dogmustur. Babasi Bagdat Valilerinden Namik Pasadir. Balkan Devletlerinin eski efendileri Türkler aleyhine birlestigi Balkan Savasi yillari Hasan Riza Pasanin hareketli günleridir. Zira, Sirbistan, Karadag, Bulgaristan ve Yunanistan’da harbe girdigimiz bu savasta Iskodra Valisi Hasan Riza Pasa bütün askeri dehasini kullaniyordu. Bizzat ates hattina girdigi zamanlar oluyordu. Ordularimizin yenilmesi nedeniyle anavatanla baglantisi kesilen Iskodra kalesinin görülmemis sekilde savunarak Iskodra kahramani unvanina hak kazandi. 30 Ocak 1913 yilinda Esat Pasanin davetine giderken vurularak öldürüldü.
Rasit Saffet Atabinen : Yazar ve diplomat olarak özellikle yurt disinda Türkiye için yararli yayinlari ile taninmis olan Rasit Saffet 4 Eylül 1884 de Istanbul’da ana tarafindan büyükbabasi Bedestani Mustafa Efendinin Sariyer’deki yalisinda dogdu. Babasi mizika-i Mümayum atik miralayi Saffet beydir. Soyca danismetlerin Tosya kolundandir. Yerli ve yabanci gazete ve dergilerde yazilar çikmis olup, kitaplarindan bazilari da sunlardir. Umumi harbin menseleri Türklük izleri, Avrupa’da eski Türkler. Çekler ve Tuna Türkleri Sarki Avrupa’da Türk kani ve medeniyeti izleridir.2 Subat 1965’te Istanbul’da ölmüstür. Mezari Koca Mustafa Pasadaki Sümbül Efendi Camii avlusundaki Haşim Efendi türbesindedir.
Ilçemizde çesitli el sanatlarinin fevkalade bir sekilde yapildigini biliriz. Sofçuluk, kese kusak imalâti, telâcilik, mutaflik, saraçlik, çarikçilik, daha sonralari kunduracilik, semercilik, nalbantlik, tabaklik, biçaklik...vb. pek çok sanat gelismis bir durumdadir. Bunda Tosya'nin yerlesim yerinin önemi büyüktür. Yalniz incelemelerim esnasinda dikkati çeken bir husustur; bütün bu sanat dallarinda kullanilan hammaddelerin civar kazalardan ve köylerden temin edilmesidir. Bu durum bize gösteriyor ki ilçemiz iyi bir pazar yeridir. Ümit edilir ki bu canliligini her zaman korur ekonomik canliligini devam ettirir.
ÇARIKÇILIK : Çarik mismil havyan derisinden yapilan ilkel bir ayakkabidir, ilçemizde ilk defa bu meslegi kimin baslattigi bilinmiyor. Bu sanat varligini 1946 yilina kadar devam ettirmistir. Çok kiymetli bir meslek oldugu, mevcut çarikçilarin halkin ihtiyacini karsilamakta zorluk çektikleri söyleniyor. Herkesin çariga sahip olamadiklari, aile fertleri tarafindan birkaç çarigin müsterek olarak kullanildigi belirtiliyor. Çarik sahibi olanlar ise bu giyecegi zevkli bir sekilde giydikleri, üzerini dolak adini verdikleri bir sargi ile sardiklari ve o sekilde giyildigi söylenir.
Bu meslegin en önemli problemi deri bulmakta güçlük çekilmesidir. Hatta derisinin hatirina pek çok hayvanin satin alindigi bilinir.
Deri önce gerdirilir. Içerisi temizlenir. Tuzlanir ve saplanir. Bir iki hafta bu sekilde bekletildikten sonra havanin müsait oldugu bir zamanda yere çivilerle gergin bir vaziyette çakilir. Bir müddet bekledikten sonra degisik ölçülerde kesilerek satisa sunulur.
Halk dikimini kendisi yapar. Herkes çarik dikimini bilir. Hatta motiflerle süsleyerek sanatlarinin incelikliklerini gösterirler.
Bir hayvan derisinden tahmini iyi yerinden 20 çift, ince taraflarindan da 3-4 çift çarik çikmaktadir.
Halkin % 95'inin çarik giydigi, ancak % 5'inin ayakkabi sahibi olabildigi düsünülürse kisa bir zamanda nereden nereye gelindigi anlasilmis olur.
TABAKLIK : Domuz hariç diger hayvanlarin derilerinin mamul madde haline getirilmesi sanatidir. Ahi Evren'den günümüze kadar uzanmaktadir. Meslegin asil anlami " DEBAG" dir. Sonradan halk arasinda Tabakliga dönüsmüstür.
Ilçemizde ilk tabakhane pirinç pazarinin oldugu yerde kurulmustur. Yukari pinarla birlikte yapilmis, pinarin suyunun bir kismi tabakhaneye tahsis edilmistir. Pirinç pazari yapildiktan sonra simdiki yerine tasinmistir.
Hammaddesi olan deri ilçeden ve civar ilçelerin halkindan temin edilir. Mamul maddeler ise semerciler ve saraçlar tarafindan tüketilir. Yan maddeler olarak kireç, zirnik, mese palamudu, oropon, kezzap... vb. kullanilir.
Ham deri çürümeyi önlemek için önce tuzlanir. Bir araya toplanarak parti haline getirilir, içleri açilarak havuzda islanir. Havuzda iki gün bekletilir. Sudan çikarilip içinde kalan parça etler temizlenir. Tekrar suya atilir. Yumusayan deri asilir.
Kuruduktan sonra derinin iç kismi kireç-zirnik karisimi ile ilaçlanir. 6 saat bekletildikten sonra yüzündeki killar yolunur. Deriler kireçli havuzlara tekrar atilir. 15-20 gün bekletilir. Mevsim kis ise bekleme bir ayi bulur. Deri havuzdan çikarilir. Kalan ince tüyler tekrar temizlenir. Taze sulu kirece basilir. 8-10 gün bekletildikten sonra tekrar durulama havuzuna atilir. 12 saat sonra sudan çikarilan derinin iç etleri tekrar temizlenir.Kireci çikarilmak için tekrar suya atilir. Demirle derinin her iki tarafi da kazinir. Temizlenen deri kirecinden tamamen arinmasi için " oropon "a verilir. (Ilik su ile karisimdan olusur.) Tekneden çikan deri tekrar yüzünden demirlenir. Sonra salamurasi yapilmak üzere dinlenmeye birakilir. Salamura olarak tekne içerisinde tuzlu suya batirilir. Asit ilave edilir. Asit tuzu arindirir, derinin özünü kabartir. Bir gece dinlenir.Derinin pismesi için un halinde palamut tozu suda kaynatilip ilave edilir, iki gün karistirilir. Oldugu halde dinlenmeye birakilir. Deri tekneden çikarilarak suyu süzdürülür. Tekrar iç etleri temizlenir. Tekneye yatirilip palamut suyu ile terbiye edilir. Birkaç gün sonra tekneden (sile) çikarilarak durulanir. Katlanir. Bir gün sonra boyanir. Boyasi yikanir. Bir gece bekletildikten sonra yüzü balik yagi ile yaglanir. Kurutmak üzere sergiye asilir. Perdahlanir. Artik derimiz mamul hale gelmistir.Bütün bunlardan anlasiliyor ki tabaklik zor bir meslektir. Bir parti malin tabaklanabilmesi için epey bir zamana ve emege ihtiyaç vardir. Bu yüzden bu meslek cazibesini kaybederek pek bir gelisme gösterememistir.
SARAÇLIK : Hammaddesi mamul deriye dayanan bir sanattir. Ilçede bu meslegi kimin baslattigi pek bilinmiyor. Cüzdan, biçki kilifi, silah kilifi, hayvanlarin kosum takimlari saraçlar tarafindan yapilmaktadir.
Bu meslek günümüzde pek ragbet görmemektedir. Hayvan kosum takimlari Iskilip ilçesinden temin edilmektedir. Mevcut saraçlarimiz tamir isleriyle ugrasirlar. Kullandiklari araçlar: Sivri bizler, çengel tig, tilbitir (Delik açma aleti), Teber (kesme aleti), makas, çekiç, kerpeten, musta, zimba... vb. Ilçemizde saraçlik meslegini yapanlar: Niyazi’nin Osman Usta, Kurdoglu Nuri'nin oglu Abdu (Eyer yapar) Hucunun Hasan Usta, Saraç Ali Usta, Saraç Ali'nin Mehmet Usta, Cingözün Deli Ahmet, Ibrahim Sayik...
SEMERCILIK : Insanlarin binek hayvanlarini kullanmaya basladiklari andan itibaren ortaya çikmis bir meslektir. Ilçemizde ne zaman ve nasil basladigi bilinmiyor. Hammaddesi kamis, sahtiyen, kas, yan tahtalar, demir göcek, titiz, keçe... Kullanilan aletler: Çuvaldiz, hasa (Bir ucu topuzlu diger ucu çatal demir).
Önceleri ilçemizde ve Iskilip ilçesinde döseme keçe yapilmakta idi. Simdi yapilmiyor. Balikesir'den satin aliniyor. Kas ve yan tahtalar Kastamonu'nun Kemerler köyünde yapilmaktadir.
Iki çesit semer yapilir. Birincisi yük tasimak için yapilan disi tahtali semer. Ikincisi " palan " adi verilen boyu digerine nazaran kisa olan, tahta kisimlarin üzeri hali parçasi ile kapatilmis, binek amaçli yapilmis semerlerdir.
Ilçemizde yetismis semerci ustalarini tanitmaya çalisalim:
Ahmado topal Zalih ve oglu Halil, Semerci Mahmut, Bayramoglu Hüseyin Tingiroglu Sadik, Sari Hüseyin (Ese), Ahmet Soysal, Ahmet Yanik, Sarsuk Hasan Çavus, Arif Hoca, Kara Mehmet, Bayramoglu Ahmet Usta, Hakki Özgeçen, Cemal Ayranci, Recep Tümer, AJi Palabiyik, Ali Birtlak, Ahmet Natur...
Ilçemizde semercilik canli bir sekilde yapilmasina ragmen, tüketimi civar ilçeler ve köyler tarafindan yapilir. Ihtiyaci olan hayvan sahipleri ilçeye gelerek satin alirlar.
NALBANTLIK : Binek hayvanlarina bagli olarak ortaya çikmis bir sanattir. Demircilikle birlikte gelistigi, Orta Asya'dan beri bilindigi tahmin ediliyor. Kullanilan malzemeler: Nal, mih, çekiç, kerpeten, satraç (tirnak kesme aleti) dörpü, egri, (kirilan mihi çikarmaya yarar), nal makasi, zimba, yavasi (Hisan) hayvanlarin burnunu sikan alet).
Mih Kastamonu'da iki köy tarafindan imal edilir. Mihin özelligi dövme olmasidir. Çam kabugu ile isitilan demir çubuk özel örs üzerinde mevcut olan kalip içerisinde dövülerek imal edilir. Bu köylerimiz mih yapimini adeta bir sir gibi saklarlar. Baska hiçbir yerde mih yapilmaz. Söylendigine göre bu köylerde sirrimiz disari çikmasin diye disariya kiz bile vermezlermis!
Nalbantlarimiz kapama nal tabir edilen bütün nal kullanirlar. Nallari demir plakalardan kendileri keserek etrafini dövüp, mih deliklerini kendileri ellerinde açarlar. Nalça nal pek kullanilmaz.
Veterinerlik hizmetleri ilçemizde gelmeden önce hayvan sagligi konusu ile de nalbantlar ilgilenmekte idi. Binek hayvanlarinda görülen artik dis kirilir, üst damakta dis arkasinda kan toplanan hayvanin kani disari atilir, atin perçeminin üstünde toplanan halk arasinda " çon " diye bilinen iltihabi cerrahi bir sekilde disari çikararak yerine tuz basmak ve tirnak çibani gibi hastaliklarin tedavisini yapabilirlerdi.
Ilçemizin nalbant ustalari:
Ali Efe (Karagülle), Nalbantoglunun babasi Çataloglu Hasan Çavus, Urgancioglu, Hucunun Nuri Çavus, Çakir Ismail, Hasan-Hilmi Ayik (Ekizler)
BIÇAKÇILIK : Biçakçilik sanatinin ilçeye nereden geldigi ve nasil basladigi bilinemiyor. Yalniz çok eskilerden beri bu sanatin icra edildigi, biçakçilikla ilgilenen esnafin ekmek biçagi, kinli biçak, makas ve özellikle biçki adi verilen bag biçagi yaptiklari bilinir. Özellikle biçkinin Tosya’miz açisindan önemi büyüktür. Genellikle bag, bahçe isleriyle ilgilenen halkimizin en önemli el aleti biçkidir. Biçki ile bilek kalinligindaki bir dali kesmek mümkündür. Budama islerinde en çok biçki kullanilir.
Geriye dönüp baktigimizda biçakçiligi etkin hale getiren kisiler olarak Fettah ve Abdulkadir Aliskan'in babalari olan tüfekçi yüzbasisi olarak bilinen Seh Saban oglu Mehmet Necip Efendi, Vidinli Ibrahim Usta ve Ali Bayraktir.
Vidinli Ibrahim Usta önce Tasköprü’ye göç etmis, Tosya'da biçakçiligin etkin oldugunu ögrenerek Tüfekçi Yüzbasisi Mehmet Efendi ile irtibata geçmis ve onun daveti üzerine Tosya’ya gelerek yerlesti. Fevkalade sanatkar oldugu söylenir. Biçki yapimina estetigi o getirmistir. Biçkiya estetik gelmesiyle tarim araci olarak bilinen bu araç, artik yanda kin içerisinde tasinmaya baslanmistir. Vidinli’nin çok ehl-i kabir oldugu söylenir. Bir biçki yaptigi, onu sattiktan sonra parasi bitinceye kadar bir ikincisini yapmadigi söylenir. Bekar oldugu, üzerinde hiç sorumluluk tasimadigi bilinir.
Tosya'da biçakçiligi simge haline getiren Ali Bayraktir. Ali Bayragin çok sanatkar oldugu, süslemeli çakilar ve biçkilar yaptigi, bölgede büyük bir ün yaptigi bilinir. Halihazirda biçakçilik yapan esnafin ustasidir. Kemik islemede üstüne usta bulunmadigi söylenir. Hatta halk arasinda çok siritkan olan kisilere " Çok siritma... Ali Bayrak görmesin dislerini biçak sapi yapar..." seklinde söylendigi düsünülürse Ali Bayrak'in bu meslekteki etkinligi anlasilmis olur.
BIÇKININ YAPILISI : Sap kismi manda boynuzudur. Isitilip düzlendikten sonra keserle yontulur. Bileyi tasinda keser izleri kaybedilir. Eyelenir. Bilezik yeri testere ile kesilir ve eye ile düzeltilerek açilir. Paslanmaz çelikten yapilan bilezik düzenli bir sekilde yerlestirilir. Ortalanarak delinir. Tasta bilezigin ve kemigin üst kisminin fazlaliklari alinir ve eye ile düzeltilir.
Biçki ve çaki yüzlerinin yatagi testere ile elde açilir. Paslanmaz çelikten biçki ve çaki yüzleri kesilir. (Dövme çelik de olabilir.) Yüzler örste dövülür. Tasta sapa göre düzeltilir. Yani çalimi yapilir. Yüz kisminin delikleri delinir ve ayarlanir. Yüzlerin çekiç izleri tasa tutularak kaybedilir. Her usta yüzlerin üstüne tirnak ve kendi amblemini vurur. Yüzler ocakta isitilarak yaga atilir. (Suyu verilir.) Egrileri düzeltilir. Yüzler tasa, keçeye, yagli keçeye ve firçaya tutularak parlatilir. Saplarina pimle sabitlenir. Saplarin kalin ve ince eyesi çalinir. Kazo denilen keskin bir aletle sap kazinir. Sifir numara zimpara ile zimparalanir. Saplarin islemesi yapilarak firçada parlatilir. Son olarak yüzler tekrar tastan ve keçeden geçirildikten sonra disleri açilir, bileyi tasinda kilavuzlari alinarak kullanmaya hazir hale getirilir. 2 cm den 20 cm ye kadar büyüklükte biçki yapilabilir.
KESECILIK : Hamamlarda vücudun kirini çikarmak için cilde sürülerek kullanilan, yünün sertlestirilmesiyle yada kildan yapilmis torbaciklarin adidir kese. Tosya kesesinin ünü yurdumuzun her yanina yayilmistir.
Tarihi :Osmanlilar döneminde Tosya zaman, zaman önem kazandi. Yavuz’un tahta çikisinda büyük rol oynadi. Sehzade Korkut'un öldürülmesiyle II. Beyazit'in yerine hükümdar olmak isteyen sehzadelerin kavgasi bitmis degildi. Yavuz'un agabeylerinden Sehzade Ahmet, her sinif halktan çok taraftari bulunan bir kimse idi. Çünkü babasi II. Beyazit'in bile tahta lâyik gördügü bu sehzadeye taraftarlarindan birçok mektuplarda Vezir-i Azam Mustafa Pasa'nin öldürülmesi tenkit edildikten baska, savas olursa askerlerin Yavuz'dan sogudugu, dolayisiyla kendi tarafina geçecegi söyleniyordu. Sehzade Ahmet'in bu mektuplara cevabinda ise ulufelerin artirilacagindan, terfilere kadar sayisiz vaadler yer aliyordu. Durumunun saglamlastigini zanneden Sehzade Ahmet, oglu Osman'i Amasya'da vekil birakarak 29 Ocak 1512’de Yavuz'la savasmak üzere yola çikti. Önce Karaman'a yürüyecegi duyuldu ise de sonradan, Tosya'da bulunan Biyikli Mehmet Aga'ya karsi yenildigi haberi geldi. Yaninda 1500 kisilik bir kuvvet vardi, bu kuvvetle Biyikli Mehmet Aga'nin Ahmet Çavus idaresindeki kuvvetlerini Hüseyinabad'da yenerek Osmancik'a gelmis, fakat kaleyi alamamis, Tosya'ya yürümüstür. Ancak yaninda yeteri kadar kuvvet olmadigi düsünerek Ankara'ya dogru çekilen Biyikli Mehmet aga, Padisahtan yardim istedi. Sehzade Ahmet, hizla Ankara'yi ele geçirdi. Seyitgazi-Eskisehir hattindan Inönü’ne geldi. Yavuz'da Biyikli Mehmet Aga ile Anadolu Beylerbeyi Mustafa Pasa'yi Sehzade Ahmet üzerine gönderdi. Oglu. Süleyman'i Istanbul’da bekletmesi için haber yolladi. Sonunda Sehzade Ahmet savasi kaybetti. Amasya'da bulunan oglu Osman, Iskilip çeribasisi Mehmet Aga tarafindan öldürüldü. Yavuz'da Bursa'dan Edirne'ye gitti. Tosya'da Yavuz'un dogu seferine giderken buradan geçtigi hakkindaki söylentinin kaynagi budur.
Yavuz'un kumandanini Tosyali’lar coskuyla karsilamis sofçu esnafi, Harsat Mahallesinden Tosya merkeze kadar olan yolu sof kumaslariyla dösemislerdir. Esnafin bu karsilayisindan memnun olan Yavuz Selim Han, bir ferman ile sofçu esnafinin kasabaya nakledilmesine izin vermis ve bazi haklar tanimistir. " Sizin sanatiniz kiyamete kadar bakidir. Okkayla alip, taneyle satin" gibi. Halen devam eden kusakçilik ve kesecilik sanatiyla ugrasan esnaf Tosya'da pazarin kuruldugu pazartesi günü ögle namazindan sonra dernege gidip dua ederler, alis veris bu duadan sonra baslar. Bu tarihi açiklamalardan anlasilacagi üzere kesecilik Tosya'da 1500’lü yillardan öncede devam eden bir sanattir. Kesin tarihi belli degildir, imalinden beri Türk hamamlarinda kullanilmaktadir.
Bulunusu :" Sof dokuyan ustalardan biri, bir parça sofla terini silmek isteyince kir çikardigini görmüs. Bunun temizlik için kullanimi nasil olur diye arastirmislar. Ardindan boyali olusunun mahzurlarini düsünmüsler. Düz tiftikten dokumakla bu engeli asmislar. Fikrini diger ustalar açinca onlarda yeni bir tezgah icat etmisler, tiftikten kese dokumuslar, içine elin girecegi küçük torbalar halinde kesmisler. Kese böylece meydana çikmis."
Tosya'da 100 yil önce 400-500 civarinda olan tezgah adedi bugün 25 adettir. Bu iste ünlü ustalardan bazilari sunlardir: Maçalioglu Ali Usta, Kürt Mustafa Usta, Bazlamatçioglu Hasim Usta, Tütüncüoglu Mustafa Usta.
Kesenin Yapilisi : Çankiri'nin Dereli Köyü'nden okka ile çileler halinde tiftik alinir. Kiloya çevrilir. Alinan ip kelebege geçirilerek 2 kat olarak sarilir, ikiser çile halinde çöme yapilir ve kazanda iki saat pisirilir. Dokunduktan sonra kullanim esnasinda burusmamasi için gerili iplere asilarak kurutulur. Çileler, hazirlanan bulamacin içine batirilir. Çikrikla masuraya sarilir. Sonra dönme dolapta çözülerek tekere sarilarak tezgaha takilir ve dokumaya baslanir. Tekere sarilan 360 tel iplik üst mamerden alt mamere, agizlik mamerine sonra iki tel halinde küçüye geçirilir. Dörder telden taraga geçirilir. Alttan geçen iplikler, ayakçiga üstten geçen ipliklerle baglanir. Bu sekilde dokumaga mekikle geçilir. Dörder telden taraga geçilir. Alttan geçen iplikler, ayakçiga üstten geçen ipliklerle baglanir. Bu sekilde dokumaga mekikle geçilir. Dokunan kese selmine sarilir. Selminden çikarilan keseler, kese eninde bir mamere sarilarak kazanda 30 dakika kaynatilir. Soguyuncaya kadar kazanda bekletilir. Mamerden tekrar çikartilarak sönmüs kireç içerisine konup 3 gün bekletilir. Bu ameliye sertlesmesini saglar. Kireçten çikartildiktan sonra taslarin üzerinde tokmakla dogülerek temizleninceye kadar yikanir. Dikdörtgen seklinde tahtaya sarilarak, tahta çivilerle gerdirilir ve kuruyuncaya kadar beklenir. Kuruyan kese arsinlanarak kesilir. Bir arsindan iki kese çikar.
1- TİRİDİNE BandIM:
Oyunun Öyküsü: Oyun hakkında değişik rivayetler vardır. Birisinde bir sohbet esnasında iki aşık arasında yarışma şeklinde sözler meydana çıkmıştır, ikinci rivayet ise şudur: Eskiden Tosya halkı ticaret maksadı ile sürekli olarak saz dağını asarak Çankırı tarafında "Öteyüz" denilen yöreye giderlermiş. Ekonomik ilişkilerinin yanında bu bölge ile sosyal ilişkilerde de gelişme görülür. Bu yüzden oyunda Karadeniz Bölgesinden ziyade İç Anadolu Bölgesi'nin etkisi görülür. Rivayetimiz şöyle: Asığın biri Öteyüz'e giderken Fazlı isminde bir çobanla karşılaşır. Çoban orada sığır otlatmaktadır. Aşığı elinde saz ile görmüştür. Kendisi de yalnızlıktan cani sıkılmıştır. Aşığı yanına çağırır, kedisine bir şeyler çalmasını ister. Âşık pekala der, fakat aklına çalacak bir şey gelmez. Tam o esnada aşık vatandaşın birisinin öküzleri ile beraber çift sürmeye gittiğini görür Bundan esinlenerek:
Sabahleyin erken çifte giderken,
Öküzüm torbadan düşmüş gördün mü?
Amanın Fazlım.
Daha sonra sığırların içerisindeki mandaya gözü takılır:
Manda yuva yapmış söğüt dalına,
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?
Amanın Fazlım.
Dönüşte bir sohbet esnasında bu durumu dile getirir. Halk arasında hikaye şeklinde söylenir. Musiki Cemiyetinin kurulmasından sonra Hakkı Berber bu sözleri toplayarak bir araya getirir. İsmail OKUR (Nayipoğlu)’da tiridine bandım nakaratını ekleyerek bestesini yapar. Mustafa Başefe (Akçak) ve arkadaşları da bunu oyuna dönüştürerek folklorumuza kazandırırlar. O günden bu güne çalınır, söylenir, oynanır.
Sözleri:
Sabahleyin erken çifte giderken, aman aman
Öküzüm torbadan düşmüş, gördün mü? amanın yandım
Tiridine tiridine, tiridine bandım
Bedavamı sandın, para vidim aldım.
Manda yuva yapmış söğüt dalına, aman aman
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü? amanın yandım.
Tiridine tiridine, tiridine bandım
Bedavamı sandın, para vidim aldım.
Aşağıda pınar güzellerin yoludur, aman aman
Tosya’da kuşağı ince belin gülüdür, amanın yandım.
Tiridine tiridine, tiridine bandım
Bedavamı sandın, para vidim aldım
Yöresi : Tosya
Güfte : Hakkı BERBER
Derleyen : M. SARISÖZEN
Tarihi : 22.06.1973
2- BEYLER BAHÇESİ:
Oyunun Öyküsü: Eskiden beri oynanmaktadır. Tosya zeybeği diye bilinmekledir. Altı oyuncu ile oynanır. Mustafa Başefe ve arkadaşları oyuna resmi bir hüviyet kazandırmışlardır.
Rivayete göre İstiklâl Harbi sırasında Ege bölgesinde askerlik yapan bir genç efelerden etkilenir. Uzun yıllar bu bölgede mücadele vermiştir. Geri döndüğünde kimsesinin kalmadığını görür. Bu duruma son derece üzülerek bu türkünün sözlerini terennüm eder. Sonraları bu sözleri oyuna dönüştürür. Zeybek türünde oynamasa başlar.
Sözleri:
Beyler bahçesinden atlayamadım.
Cephanem döküldü toplayamadım,
of Düşmanım geliyor haklayamadım
Yüksek minareden attım ben bir taş
Ne anam var, ne babam, ne gardaş
mimden sonra beşli martin arkadaş
Güfte : Belli değil
Beste : Belli değil
3- DEĞİRMENCİ:
Oyunun Öyküsü: Bu oyun erkekler tarafından düzenlenmiş, erkekler tarafından oynanan bir oyundur. Bu oyunun ortaya çıkmasında Çankırı yarenlerinin etkisi görülür. Bir düğün toplantısında erkekler kendi aralarında eğlenirken erkeklerden bir tanesi zenne kıyafetine bürünerek toplantı yerine gelir. Bu toplulukla değirmencilik yapmakta olan bir genç vardır. Ona güzel sözlerle yarenlik ve atıfta bulunur. Mustafa Başefe ve arkadaşları bu durumu bu oyunla sembolize ederler. Oyun Beyler Bahçesi oyununun ekibi ile oynanır. Beyler Bahçesi oyunundan sonra bu oyuna geçilir. Zenne kıyafetindeki oyuncunun yanında onu koruyan bir de arkadaşı bulunur. Değirmencinin zenneye karşı taşkınlık yapmasını önlemeye çalışır. Sonunda zenne değirmenciyi ikna eder. Çarşamba oyununa geçilir.
Sözleri:
Değirmenci, amanın yallah yallah değirmenci,
Sırma gibi saçlar
Kalem gibi kaşlar
Hep senin olsun
Öğüt öğüt buğdayımı
Olmaz kadıncık olmaz.
Oluklarda su durmaz.
Arkadaşlar razı da olmaz.
Al git buğdayını
Değirmenci, amanın yallah yallah değirmenci.
Elma gibi yanaklar
Kiraz gibi dudaklar
Hep senin olsun
Öğüt öğüt buğdayımı
Olur kadıncık olur
Oluklarda su durur
Arkadaşlar razı da olur
Senin buğday un olur.
Yöresi : Tosya
Güfte : Mustafa Basefe
Beste : Belli değil
4- ÇARŞAMBA:
Oyunun Öyküsü: Tosya düğünlerini tanıtan bir oyundur. Bu oyunda düğünlerin hafta boyunca devam ettiği, her günün ayrı bir öneminin olduğu belirtilmektedir. Bilhassa Çarşamba günü yapılan törenlerde çok dile getirildiğinden ve oynandığından Çarşamba adini almıştır. İki kişi ile oynanan kıvrak figürlü bir oyundur. Oyunlarımıza başlarken bu oyunla başlanır ve bu oyunla bitirilir.
Sözleri:
Çarşambadır Çarşamba
Yarın günden Perşembe
Çarşambayı şaşırma
Perşembeye kaçırma
Hoppala yavrum yaz geldi
Çarsıya kiraz geldi
Aldım beş okka kiraz
O da yâre az geldi
Değirmenin bendine
Döner kendi kendine
Değirmende üç kız var
Biri benim dengime
Derler güzelsin derler
Derler oynaksın derler
Ah şu güzele kim derler
Ona bulgurlu derler
Dam üstünde kartal
Kartal kanadın dartar
Dul garıdan gız alma
Çeker yakanı yırtar
Desinler de desinler
Dilini de dişini de yesinler
Tek meşenin dibinde
Kız oynatmış disinler
Güfte : Belli değil
Beste : Belli değil
5- ORTAK BENIM HAKKIMI YEME:
Oyunun Öyküsü: Çarşamba günü kına törenlerinde ortaya çıkmış bir türkü ve oyundur. Saim Oruç ve Mustafa Karaman bu derlemeyi yaparak oyun olarak folklorumuza kazandırmışlardır.
Bu oyunla genellikle yaygın olan ortaklık müessesinin istenilen bir şekilde yürümemesini oyun ve sözlerle ifade etmeğe çalışmışlardır.
Sözleri:
Bir kişiyle ortak oldum
Neşe gitti gamla doldum.
Sonunda mevlayı buldum
Ortak benim hakkımı yeme
Ortaklığı sen istedin
Defterle hile ettin
Adaleti nereye deptin
Ortak benim hakkımı yeme
Bir anahtar sende idi
Bir anahtar bendi idi
Üçüncüsü kimde idi,
Ortak benim hakkımı yeme.
İnkâr etme gel şekerim
Tersine döndü tekerim
Altun dişini sökerim
Ortak benim hakkımı yeme
Beraber açlık lokanta
Her gün süründün lavanta
İşin gücün hep avanta
Ortak benim hakkımı yeme
İkimiz açtık oteli
Sonra olduk mahkemeli
Güldürdün kendine eli
Ortak benim hakkımı yeme.
Yöresi : Tosya
Güfte : Mustafa Karaman – Saim Oruç
Beste : Belli değil
Kastamonu ilinin sirin ilçesi Tosya'da da bu aradigimiz güzelliklerin dopdolu oldugu tabiat harikalarinin bir çogu ile beraber olmak mümkündür.
Yesille mavinin uyumlu beraberligi sonucu olusmus iki tane orman içi gölü, bu göller tabii olarak olusmus, Orman Isletme Müdürlügünün ek tesisleride eklenince bir tabiat harikasi olarak karsimiza çikmistir. Bu göllerin adlari "Dipsizgöl ve Yesilgöl’dür
DIPSIZGÖL : Dipsizgöl deyince insanda, bir ürperis yaratan sonsuzluk hissi uyanabilir. Oysa her sey gibi bu gölünde bir sonu vardir. Gölün orta kismi diger taraflarina göre daha derin oldugu için bu ismi almistir. Ilçemizin kuzeybatisina düsmektedir. Dipsizgöle ulasmak için Tosya- Ankara ve Istanbul sosesini takip eden 14 Km. den, Karabey Jandarma karakolundan stabilize yola çikmak yeterlidir. Bu cennet kösesine gidebilmek için Tosya'dan 25 km. uzaklasmak Orman Isletme Müdürlügüne ait konaklama ve dinlenme tesisleri ile unutulmaz bir gün yasanabilir.Göl, suyunu bulundugu yerin yanlarindaki dereciklerden almaktadir. Gölün alani 500 m2’dir..
YESILGÖL: Tabiatin güzelligini özünde saklayan, simgesi olan yesili, gözler önüne seren bir diger göl de "Yesilgöl"dür. Etrafini çevreleyen yesil ormanin göle yansiyan rengi ve yosunlarin etkisi ile yesil olarak görülür ve "Yesilgöl" ismi de buradan gelir.
Yesilgöl, ilçemizin güneyinde Sekiler köyünün arka kismina düsmektedir. Sevinçören Köyü ve Kargin Köyünü takiben stabilize bir yolla ulasimi saglanmaktadir. Ilçeye uzakligi 30 km olup, alani da 1000 metrekaredir. Göl suyunu bulundugu yerin altindan ve yanlarindaki dereciklerden almaktadir. Orman Isletme Müdürlügünün isyeri merkezinde olan gölün etrafinda piknik ve mesire yerleri de bulunmaktadir.
ÇUKURHAN : Tosya merkezine 25 km uzaklikta bulunan Çukurhan, dogal piknik alanlarina ve Orman Isletme Müdürlügüne ait Bungalova evlerine sahiptir. Tesisin etrafinda dogal sular yesil alanlar ve spor alanlari mevcuttur.
BAG EVLERI (GÜMELELER) : Tamami ahsap ve kerpiçle yapilan çogunlugu 2 katli dubleks yapilardir. 1’inci katinda yerel agizla “çikartma” adi verilen 3 tarafi açik üstü ahsap çati ile kapali teras bulunur. Genelde banyo yerine ahsap yikanma dolaplari kullanilir. Büyüklükleri ise zeminde 40 m2 ile 50 m2 arasindadir. Zemin katlarinda girisleri ayri hayvan beslenebilen ahir ve agillari mevcuttur.
Tosya Deringöz Mevkiinde Bir Bag Gümelesi 1999
Tosya 1926 yilinda ilçe olmustur. 52 köyü 1 Beldesi ve 23 adet mahallesi mevcuttur. 2007 yılında yapılan adrese dayalı nüfus sayimina göre 26841 ilçe merkezi, 14205 köyleri olmak üzere toplam 41046 nüfusa sahiptir. 1864 yilinda Tosya Belediyesi kurulmustur. 1992 yilinda Belediye olan Ortalica’nin ise 2 mahallesi bulunmaktadir.
Ilin Güneydogu ucunda yer alan Tosya Ilçesi’nin yüzölçümü 1197 Km2 ile il alani içinde %9.13’lük yer isgal eder. Il merkezine uzakligi 77 km dir.
Tosya ilçesi Karadeniz bölgesinin Bati Karadeniz bölümünde, Kastamonu iline bagli bir ilçedir. Ilçenin enlem ve boylami 41 01 N. 34 03 E. dereceleridir.
Güneyi Iskilip (Çorum), Güneybatisi Çankiri, Güneydogusu Çorum Merkez , Dogusu Kargi (Çorum), Kuzeyi Tasköprü (Kastamonu), Kuzeybatisi Kastamonu Merkez, Batisi Ilgaz (Çankiri) ile çevrilidir.
Tosya ilçesinin orta kesimi Ilgaz daglari eteklerinden çikarak Kargi ilçesinde Kizilirmak nehrine karisan Devrez çayi çevresindeki Alüvyonlu düzlükler kaplar. Bu ovanin kuzeyindeki daglar Ilgaz daglarinin devamidir. Ovanin güneyindeki daglar, yüksek tepeler ve bu tepeler arasindaki düzlükler seklindedir.
BITKI ÖRTÜSÜ : Bitki örtüsü olarak 750-1000 metreler arasinda yapragini kisin döken genis yaprakli agaçlar, çali seklini almis dikenli bitkiler bunlar arasinda mese, dag findigi, karaagaç dere ve çay kenarinda kavak, sögüt düz kurak yerlerde ardiç, geven karaçali gibi çesitli bitkiler 1000-1700 metre arasindaki igne yaprakli agaçlar bitki örtüsünü olusturmaktadir.
Ayrica sehrin 5 km. gerisini saran meyve agaçlari mevcut olup bunlardan en önemlisi, elma, armut, kiraz, seftali, fisne, dut, kizilcik, ayva, gibi agaçlarla üzüm baglari mevcuttur.
Daglik kesimlerde orman örtüsü gürdür. Ormanlarinda en çok Karaçam, Sariçam, Gürgen, Kayin, Mese ve köknar agaçlari bulunur.
Ilçe merkezi Devrez çayinin 6-6,5 Km. kuzeyinde Ilgaz daglarinin devami olan Tosya dagi (Gavurdagi) nin güneydogusu arasindaki düzlükte kurulmustur.
Ilçenin güneybatisinda Hidirlik tepesi denilen tepe vardir. Kuzey kesimi çiplak ve yüksek tepelerle çevrilmistir. Yamaç kisimlarinda egim fazladir.
Sehrin bulundugu arazinin en yüksek yeri deniz seviyesine göre 955 Metre, en alçak yeri 780 metre ve orta noktasi da 854 metredir.
IKLIM ÖZELLIKLERI : Kastamonu ili sinirlari içerisinde iklim genellikle birbirinden ayrilan iki özellik gösterir. Karadeniz sahil kesiminde mutedil olmasina karsilik, iç kesimlerde (Tosya ve civari) sert ve karasaldir. Buna sebep denize paralel yükseklikleri fazla olan isfendiyar dag silsilesinin iç bölge ile irtibati kesmesindendir.
Kis mevsimi her iki kesimde de yagisli geçer. Senelik yagan yagmurun ortalama miktari 460 mm.dir. Yillik ortalama rutubeti % 61’dir. Don olayi bir ay kadar devam etmekte olup, topraga nüfus derecesi ortalama 150 cm. dir.
Kuzey ve dogu rüzgarlarinin etkisi altindadir. Yildiz, lodos, ve poyrazdir. En soguk günler Ocak ayinda, en sicak günler Temmuz ayinda görülmektedir. Bu tarihe kadar en fazla sicaklik 35,5 Maksimum, en soguk gün ise - 18,4 minimum olarak tespit olunmustur. Kis mevsimi genellikle kar yagisli geçer. En çok Aralik, Ocak, Subat aylarinda yagmaktadir. Yagmur yagisi ise en fazla yagis Nisan - Mayis aylarinda, en az yagis Agustos ayinda görülmektedir.
JEOLOJIK DURUMU : Ilçenin güney ve güneybatisi Moloz ve toprakla örtülü klasik neojen kayaçlardan, kuzeyi ayni malzemeden, dogu ve bati gre, konglomera, marn ile halihazir sehrin büyük kisminin üzerinde kuruldugu düz sahanin üstünde ise moloz, gevsek, çakilli kil ile hemen bir metre altinda sikismis kil yer almaktadir.
Tosya ilçesi Kuzey Anadolu deprem hatti adiyla taninan çok agir depremlere zaman, zaman sahne olmus tektonik ariza sistemi içindedir. Ayrica ilçenin üzerinde kuruldugu zemin depreme mukavim olmayan çürük yapili formasyonlardan ibarettir, ilçe 1935, 1936, 1940, 1941, 1942, 1943, 1944, 1946 1948, 1951, 1953, 1955, 1957, 1964, 1967, senelerinde 2 ila 20 saniye süreli hafif ve çok siddetli depremlere sahne olmus, bunlardan 1943 yilinda olan deprem 1000 e yakin can kaybina sebep olmus ve ilçe ile çevresinde büyük maddi hasara sebep olmustur.
ULASIM DURUMU : Ilçenin Kastamonu - Çankiri - Ankara - Çorum - Kargi - Iskilip - Ilgaz ile ve ayri olarak tüm köyleri ile baglantisi mevcuttur. Ulasim bakimindan maalesef en bakimsiz bölge sayilabilir. Yollar stabilize. köy yollari ise ham yoldur. Stabilize yollar ise tamamen bozuk denilebilecek derecede bakimsizdir. Ayni zamanda da tüm baglantilarda kullanilan yollar çok virajli ve meyilli olarak yapilmislardir.
1980 yilina bitirilmesi planlanan IRAN - SAMSUN - ISTANBUL transit yolu bitirildiginde yol probleminin çogunlukla ortadan kalkacagi ve ulasim ile pazarlamanin kolaylasacagi görünen bir gerçektir. Tosya - Kastamonu yolunun bakim ve islahininda gerçeklestirilecegi ögrenilmis olup, il ile baglanti ve münasebetimizin artacagi ortaya çikmaktadir. Ilçede demiryolu mevcut olmayip, en yakin istasyon Çankiri istasyonudur.
NÜFUS DURUMU : Tosya’da nüfus artisi önemli bir degisim göstermemektedir. Bunun yaninda disariya çalismaya gidenlerde durumu etkilemektedir. Ayni zamanda çalisma sekilleri de nüfûs artisina ihtiyaç hissedilmemektedir.
Cumhuriyetten önceki idari bölünmeye göre Kastamonu iline Kastamonu - Sinop, Bolu ve Kangiri (Çankiri) sancaklari bagli idi. Tosya kazasi ile Kastamonu sancagina bagli bir kaza oldugu görülmektedir. Kargi kazasi ise (1308 Kastamonu Salnamesi 1891 Miladi) o tarihte Tosya'ya bagli bir nahiye idi. Kargi'nin 1322 tarihinden önce Kastamonu ilinden ayrilarak Çorum sancagina baglandigi görülmektedir.
Bu günkü durumda Kastamonu iline bagli olan Tosya ilçesi 23 mahalle ve 52 köy ve 1 beldeden ibaret bulunmaktadir.
Mahalle muhtarliklari ve 2000 yili nüfus bilgileri :
1-Camiatik (468)
2- Cumhuriyet (2503)
3- Çatma (1108)
4- Dere (238)
5- Dilküsah (4119)
6- Hacipir (632)
7- Hacikemal (269)
8-Harsat (2344)
9-Hocafaki (350)
10 – Hocaimat (1412)
11-Ibniselim (2304)
12-Ilyasbey (578)
13-Kargi (447)
14- (Müslümcedit) Mimar Sinan (567)
15-Pinarbasi (342)
16-Sehreküstü (789)
17- Seh,(953)
18- Fevzipasa (859)
19- Kuzyaka (185)
20- Karsiyaka (1282)
21-Bahçelievler (2270)
22-Yunus Emre (Dilküsah Mahallesinden Haziran 2003’te Ayrildi)
23-Yavuz Selim (Dilküsah Mahallesinden Haziran 2003’te Ayrildi) mahalleleridir. Belde – Köylerimiz ve 2000 yili nüfus bilgileri :
Belde :1- Ortalica (3240)
Köyler :
1- Ahmetoglu (169)
2-Akbük (947)
3-Akseki (160)
4-Asagi Dikmen (175)
5-Asagikayi (609)
6- Asagiberçin (217)
7- Bayat (358)
8- Bürnük (282)
9- Çakirlar (90)
10- Çaybasi (466)
11 - Çaykapi (191)
12- Çeltikçi (155)
13- Çepni (346)
14-Çevlik (343)
15-Çifter (332)
16-Çukur (252)
17-Dagardi (399)
18- Dagçatagi (223)
19- Dedem (130)
20- Ekincik (519)
21- Ermelik (309)
22- Gökçeöz (590)
23-Gökomuz (279)
24 - Gövrecik (333)
25 - Incebel (132)
26- Karabey (632)
27-Kargin (221)
28- Kayaönü (310)
29- Keçeli (137)
30- Kinik (132)
31-Büyük Kizilca (139)
32- Küçük Kizilca (95)
33 - Kilkuyu (451)
34- Kösen (201)
35- Kusçular (385)
36- Mismilagaç (74)
37- Musaköy (106)
38- Özboyu (221)
39- Sapaca (344)
40- Büyük Sekiler (592)
41-Küçük Sekiler (197)
42- Sevinçören (127)
43-Sofular (213)
44- Suluca (1169)
45 -Sarakman (41)
46- Yagcilar (297)
47-Yenidogan (843)
48- Yukari. Dikmen (128)
49- Yukari Kayi (236)
50- Yukari Berçin (150)
51- Zincirlikuyu (189)
52- Karasapaca (169)
Ilçemiz D-100 karayolu(Istanbul-Samsun) üzerinde bulunmaktadir. 775 nolu Kastamonu-Çorum Devlet Karayolu da ilçemizden geçmektedir.
Ilçemiz Il Merkezine 70 km, Ankara’ya 240 km., Istanbul’a ise 430 km. uzakliktadir.
/1/PIC_0002Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
Bağlantı adresi Sadece üyeler içindir!Resimler Sadece üyeler içindir!
TOSYA
KASTAMONU ilimize bağlı bir ilçedir.
Nüfus:
47128 kişi
Yüzölçümü:
119 km²
Köyleri
- AHMETOĞLU
- AKBÜK
- AKSEKİ
- AŞAĞIBERÇİN
- AŞAĞIDİKMEN
- AŞAĞIKAYI
- BAYAT
- BÜRNÜK
- ÇAKIRLAR
- ÇAYBAŞI
- ÇAYKAPI
- ÇELTİKÇİ
- ÇEPNİ
- ÇEVLİK
- ÇİFTER
- ÇUKURKÖY
- DAĞARDI
- DAĞÇATAĞI
- DEDEM
- EKİNCİK
- ERMELİK
- GÖKÇEÖZ
- GÖKOMUZ
- GÖVRECİK
- İNCEBEL
- KARABEY
- KARASAPAÇA
- KARGIN
- KAYAÖNÜ
- KEÇELİ
- KINIK
- BÜYÜKKIZILCA
- KİLKUYU
- KÖSEN
- KUŞÇULAR
- KÜÇÜKKIZILCA
- KÜÇÜKSEKİLER
- MISMILAĞAÇ
- MUSAKÖY
- ÖZBOYU
- SAPACA
- SEVİNÇÖREN
- SOFULAR
- SULUCA
- ŞARAKMAN
- YAĞCILAR
- YENİDOĞAN
- YUKARIBERÇİN
- YUKARIDİKMEN
- YUKARIKAYI
- ZİNCİRLİKUYU
- SEKİLER