İbradı Antik Melas Irmağı’nın çıkışına yakın dağlık bölgededir. Orta çağda insanlar şehir ve kasabalarını doğal korunaklı olması nedeniyle dik, sarp tepelerde kurarlardı. Psidya Pumphylia sınırları arasında kalan bu bölgede zamanla Eti hakimiyeti vardı. Antalya Körfezini gösteren antik haritada Kotenna (gödene) ve Erymna (Ormana) antik kentleri Pisidya sınırları içerisindedir. Osmanlı döneminde Alaiye sancağı oniki nahiyeden oluşmaktaydı. İbradı, Akseki, Manavgat, Düşenbih bu sancağa bağlı idi. Erimna şehrinin kalıntıları üzerinde inşa edilen ormana köyü yakınlarındaki bulgular bunu göstermektedir. Unulla, Çukurviran, ûrmana, Üzümcü Bölgesindeki kalıntılar Roma döneminde bu bölgede yerleşim alanları olduğunu göstermektedir. Çukurviran, Soğukoluk ve Kayadibi bölgesinde Helenist çağa ait kalıntılara rastlanmaktadır. Eynif ve Kesikbeli yolu üzerinde BahadıRoluğu pınarı bir Selçuklu eseridir. Yine bu bölgedeki Kargıhanı Kervansarayı canlılığını hala korumaktadır. Bazı kaynaklarda, bir tarafında “Duribe fi İbradı” yazılı Osmanlı Dönemine ait paranın olduğundan bahsedilmektedir. Osmanlı Padişahları paraların hep hükümet merkezlerinde basmalarına karşın zaman zaman seyahat ettikleri sürede konakladıkları kentlerde de para bastırmışlardır. Bu paralarada o kentin adını vermişlerdir.
İbradi halkının çoğunluğu o günlerde memur idi. En çok da kadılar vardı. 1305 yılı büyük yangından sonra mükemmel konaklar inşa edilmişti. Halkın çoğu emekli ve başarılı memurlar oldukları için kıymetli makamlar işgal edenler çok idi. Nitekim ibradı’ya Ferit Paşa’yı karşılaşmak için sıralanan sarıklı kadıları görünce “Kendimi Babı Meşihat Divanesindeyim Sandım” demişti. İbradı, Marsilya kiremitli, şirin, bakımlı, günden güne giderek güzelleşen, bağlar ve bahçelerle çevrili yemyeşil bir kasabamızdır. İlk şehre giriş, elektriğin gelmesi ile cazip hale geldi ve bu ilk giriş insanı çok duygulandırmaktadır.
Kendi çapımdaki araştırmalarıma göre İbradı isminin kesin olarak nereden geldiği belli değildir. Konya’nın eski yerlilerinden Necati Akyokuş’a (Allah rahmet eylesin) sorduğum zaman belde adının İbradi değil iradı olduğunu uzun boylu anlatmıştı. İbradı’nın ne zaman kurulduğu tespit edilememekle beraber, çok eski bir tarihe sahip olduğu Konya Selçuklu Devleti’nin kurulmasından hemen sonraya rastladığı, Konya Selçuk Eserleri Kitaplığı’ndaki Selçuklu Devleti’ne ait eserlerde mevcut olduğu söylenir. Konya ve Gaziantep’te ağır ceza reisliği yapmış, adliyeci ve tarihçi çok sevdiğim ve saydığım hemşerimiz rahmetli Necati Akyokuş ile sağlığında Konya’daki evinde konuşuyorduk. “Amca, babam ve siz doğma büyüme memleketiniz olan İbradı’yı çok seversiniz., İbradı’ya verilen bu ismin kelime anlamını babama sordum. Bana sizinle konuşmam gerektiğini söyledi. Bu konudaki tarihi bilginiz nedir?” “Oğlum, Orta Asya’nın çeşitli yörelerinden batıya yapılan göçler İran’da birleşir.
Burada Türkler birbirleriyle tanışırlar. Kafile ikiye ayrılır. Bir kısmı kuzey yolu denilen Hazar denizi kenarına, bir kısmı da Irak’a geçerek Mezopotamya güney yolu ile Küçükasya ve Avrupa’ya hicret etmişlerdir, işte güney yoluyla Konya’ya gelen Türklerden tahminen 25 aile 250 kişilik bir gurup -mütecanis değiller Selçuk hükümdarına müracaat ederek ülkesine yerleşmek istediklerini bildirirler. Kendilerine verilen mihmandar (yol gösterici) ile başlanır yer aranmaya. Malum ya o zamanlar yerde aranacak ilk özellikler; müdafası kolay, havası suyu iyi ve devletin sınırları üzerinde veya buralara yakın yerlerde olması idi. Kafile bir hayli yol yürüdükten sonra, kentin kurulduğu şimdiki mevkiyi seçerek yerleşirler. Etraflarında nüfusu kendilerinden çok az olan Ormana, Gedezora,. Masat adında üç Rum köyü mevcuttur. Zamanla Gedezora ve Masat arazilerinide satın alarak ellerine geçiriyorlar. Yerleşme tamamlandıktan sonra, aralarından seçtikleri bir heyet Konya’ya giderek Hükümdar’ı davet eder. Hükümdarın ilk sözü “kaç günde geldiniz?”olur. “bir hafta” cevabını alınca kendisi gitmez, saraydan birini görevlendirerek gidip bu yeri görmesini emreder. Dönüşte heyette bulunan yetkili “bu yer çok iradı kardaşlar, buraya ne ad koydunuz” diye sorar. “Daha hiçbir ad koymadık buraya, adı siz buldunuz. Yer iradı dediniz, adı Inradı olsun” derler ve böylece kurulan kent isimlendirilmiş olur.” “Bu bilgileri nereden aldınız, durum tahminen hangi tarihlere rastlar?” “Konya Selçuk Kitaplığı’ndan okuduğu Anadolu ve Konya Selçuklularının kuruluşlarına dair eserlerde var. Onbirinci yüzyılın ikinci yarısına rastlar” “Peki iradı nasıl İbradı olmuş?” “Eski yazıda iradı yazılırken iki nokta yanyana konur (l) harfi uzun okunurdu, zamanla bu noktanın yazılarda küçük yazılması ile bir noktada okunan (B) harfine terk etmiştir. Hattı zatında İbradı kelimesinin bir manası yoktur” “çok teşekkür ederim amca, beni bir meraktan kurtarmış oldunuz.” Hakikaten de böyledir. İbradı değil Iradı’dır. Eski yazı bilenler bunun sebebini daha çabuk kavrayacaklardır. Bu vesile ile bir hususa daha değinmek istiyorum.
Bizim İbradı Yardımlaşma ve Birleşme Derneği adında kurulmuş bir derneğimiz vardır. Bir zamanlar İçişleri Bakanlığı’na müracaat ederek adının, “Aydınkent” olarak değişmesini sağlamışlardı. Aydınkent, okumuşu, aydını münevveri çok anlamına geliyor. Gerçeği söylemek gerekirse, ben bu ismi de çok beğenmiştim. Çünkü İbradı isminin hiçbir manası yok ibradı’ dan galat bir tabiridir. Demek bu işe teşebbüs ederken ismin etrafında esaslı bir şekilde durmalı, sormalı, soruşturmalı ve değişiklik ona göre tahakkuk ettirilmeli idi. Değiştirdiniz. Aydınkent yaptınız. Güzel… Sonradan hangi tesir altında kalarak tekrar eski isme döndüklerine sadece ben değil tüm hemşehriler akıl erdiremedik. Bari tekrar değişiyorken esas ismi olan “iradı” olsaydı (Sonradan öğrendiğime göre, Antalya’da bulunan hemşehriler, gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Cumhuriyet Türkiye’sinde devletin mühim mevkiilerinde pek çok memur bulundurmuş olmakla, bütün Türkiye’de İbradı’ nın devlete memur yetiştiren bir belde olarak tanınması nedeni ile yeniden eski isme dönülmesi için Vilayet Meclisinden karar alınarak Bakanlığa gönderilmiş ve merkezi Ankara’da bulunan derneğin de takibi ile ismin yeniden eski halini almış olduğu anlaşılmıştır.) isim mevzuunda hemşerimiz Maliyeden emekli Kutsi Şener ile Antalya’da yaptığım görüşmede, İbradı isminin “Abaradı” yani “su aradı” olduğunu ifade ederek hikayesini şöyle anlattı: Tunceli ili Maliyet Tahsil şubesi şefliğine tayin edilerek Elazığ’da işe başladım. O zaman Tunceli vilayet merkezi de Elazığ’da bulunuyor. Valisi aynı zamanda kumandanı olan General Abdullah Alpdoğan’dı. Vilayet merkezine gelen şeften yukarı memurlar özel kalem müdürü tarafından kendisine takdim edilirdi.
Bende bu şekilde makamında bulunduğum zaman, bana nereli olduğumu sordu, “ibradı’ lıyım” dedim. “İbradı değil, onun esas adı Abaradı’dır. Su olmayınca nasıl konuş yaparlar, su aradılar, buldular ve konuş yaptılar. Tabi bu kolay olmadı. Su buldukları bu yöreye de Abaradı dediler” diye anlattı. Kendisinden bu malumatı hangi kitaptan okuduklarına dair hiç bir şey sormadı. İşte kinci isim seçeneği de budur. KEMAL NACİ ŞAHANKAYAGEZGİN CERRAHTAN; “lütfen siz sancak beyi olun, gözleriniz kapayın ve zaman tünelinin içine girin: Elinizin altında canım Alanya, biraz ötede Gazipaşa, biraz bedire Side, Manavgat ve diğer şirin köyler, kasabalar olsun. Haside düzlükte, toprak sulak, verimli, ulaşım kolay, deniz yakın, hava güzel, manzara harika. Yerleşmeye karar verseydiniz, nereyi seçerdiniz? Bizimkiler bu canım yerleri bırakmış ibradı’yı seçmişler. Dağın tepesinde bir yer. Kuş uçmaz kervan geçmez, ulaşım hala güç, sıkıntılı ve yorucu. Peki,’neden buraya yerleşmişler? Belkide aile yıllar boyu sürüp gitmiş harplerden, istilalardan, baskılardan, yağmalamalardan yılmıştı. Öyle bir yer seçelim ki, günün birinde düşman bile gelemesin; gelirsede geldiğine bin pişman olsun, demişler! Bakın Evliya Çelebi ibradı için ne yazmış: “Taşlık ve çalılık olduğu için ulaşamadım” Buna rağmen ibradı “18. Ve 19, asırlarda bir ilim irfan ve servet diyarı” olmuştur. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nm oğlu ibrahim Paşa Mısır ordusunun başında Kütahya’ya doğru ilerlerken ibradı’ya bir öncü askeri kuvvet göndermiş. Kumandanın şehir hakkındaki raporu şöyle: “Havali-i meşkurun kesret-i rical-i mühimmeye ve ilmiyeye ve fuka, haya malik ve fakat bir senkistanmahal oluduğu. Yani; adı geçen yerde çok sayıda mühim mevkii sahibi kimse, ilim ve fıkıh (şeriat bilgisi) bilginleri vardır; ama yer felaket taşlıktır, iradı çok kadı yetiştirmiştir. O zamanın örf ve adetlerine göre bir kadı imparatorluğunun bir görev sahası içinde iki yıl hizmet eder gene altı ay açığa alınırmış. İşte bu ara dönemde kadı efendiler ibradı’ ya döner, burada yaşar, toplayıp getirmiş oldukları paralarla evler, konaklar yaptırırlarmış. Babama kadar tüm ecdadım ibradı’ da doğmuş ve ömrünün son kısmını Allah’ın izniyle İbradı’ da geçirmiş . babam İbradı’ ya dönmedi. O devirde yaşamış diğer aileler gibi: bizde dönmedik diğer ailelerin yetişmiş çocukları gibi: babam emekli olunca İstanbul’a yerleşti çocuklarını okutmak için; göründüğü gibi deyişmiş olan şartlardan ibradı’ da nasibini almış büyük şehirlere göç başlamış ve sürüp gitmiş. Şehrin nüfusu kimine göre onbeşbinmiş kimine göre sekizbin kimine göre ikibinnin altına düşmüş, ibradı bucak olmuş, yıllarca bucak kalmış. Eylül 1991′de milletvekili genel seçimlerinden sonra İbradıseçim vaadi sonucu tekrar ilçe oldu. Hayırlı olsun.
PROF. DR. TARIK MİNKARİ





CANLI DESTEK






