TARİHİ VE TURİSTİK ZENGİNLİKLER
ARPAZ BEYLER KONAĞI
Arpaz, Nazilli'nin 15km. Kadar güneyinde bulunan bir köyümüzdür. Şimdiki adı Esen köy olan bu köyümüze Bozdoğan asfaltından sola doğru sapılarak ulaşılır.
Köy, eski bir Karya yerleşmesi olan Harpasa Kalesinin eteklerinde kurulmuş ve adını bu yerleşmeden almaktadır. Hakkında çok az şey bilinen antik Harpasa, ortaçağda Stav-ropolis(Afrodisias) Metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezidir. Daha sonra Aydın Beyliğinin bir yerleşim merkezi olarak varlığını sürdürdüğü bazı vakıf kayıtlarından ve bugün ortadan kalkmış olan bazı mezar taşlarından anlaşılır.
Köyde bulunan arkaik karakterli isimsiz bir türbe de bu dönemden kalmış olabilir. Evliya Çelebi'de, Aydın Koca beyi tarafından ele geçirilen, Nazilli ovasının güneyindeki boğazı tutan ve "Beş boy" olarak adlandırdığı köylerden biri olarak Arpaz’ı da sayar. II. Bayezid devrine ait Aydın Mufassal Tahrir defterinde, Arpaz Yenişehir Kazasına bağlı olarak gösterilmiştir. Buna karşılık 1573–1574 tarihli Aydın Vakıf defterinde Aydın Livasına bağlı bir kazadır.
1451 tarihli Mufassal Tımar defterinde ise şu kayıt vardır:
" Taallukat-ı Arpaz Murad Hüdavendigar Aydın eline gelicek, oda oğlanı Ali Bey'e verilmiş. Yıldırım Hüdavendigar zamanında kadimi Süleyman ve Doğan Bey ve Kemine Bey ve Beyazıt Bey yerdi; mezkûrlar çer iye eserlerdi; şimdiki halde Murad Hüdavendigar kullarından oda oğlanı İlyas Bey'e Murad Hüdavendigar beratıyyiyüb asker-i mansureye mü-lazemet ider. "ifadesi vardır.
1573 tarihli Aydın Mufassal Tahrir defterinde burası bir Şehzade hassı olarak geçer. Aynı zamanda bölgesel önemi olan bir pazaryeridir. Bugün hala, Pazartesi günleri kurulan pazarına çevre köylerden gelirler.
Ancak, 16. yüzyıldan itibaren iltizam düzenini kazayı olumsuz yönde etkilediği anlaşılmaktadır. 1560 yılında, suis-timal yapan kadıyı halk toplu bir dilekçeyle şikâyet etmiştir. Huzursuzluğun sonraki yıllarda, süregeldiği, halkın zaman zaman rüsum(vergi) ödemeyi reddettiğini kaydeden belgeler vardır.
Huzursuzluk 17. yüzyıldaki bölükbaşı ayaklanmaları, salgın hastalıklar nedeniyle artar ve 1828–1829 yıllarında patlak veren Atçalı Kel Mehmet önderliğindeki halk isyanıyla doruk noktasına ulaşır. İsyanın bastırılmasından sonra gitgide önemini kaybeden Arpaz, yöredeki güçlerini koruyan ancak İmparatorluğu sarsan ekonomik bunalımlardan nasibini alan yerel beylerin güdümüne girer.
1849–1850 Salnamesinde henüz bir kaza olarak görülen Arpaz, 1868–1869 tarihli salnamede, Bozdoğan'a bağlı bir nahiye durumundadır. 1927 tarihli Köyler- Fihristinde ise, Bozdoğan'a bağlı bir köy olarak görülür. Bugün Arpaz, Nazilli'ye bağlıdır. Arpaz'da ki Beyler Konağı Arpaz (Esen köy) köyü içinde Osmanlı İmparatorluğunun ayanlık dönemine ait en güzel ve ilginç örneklerinden birisidir.
Bey evi oymalı ahşap işçiliği, nakışlan, tavanlarındaki çarkıfelek motifleriyle 19. yy. üslup ve özelliklerini yansıtan bir taşra yapısı dır.
Dekoratif özellikleri nedeniyle kulenin onarımı sırasında yapıldığı düşünülmektedir. Bazı değişikliklere rağmen özgün şekline iyice koruyabilmiş olan bu yapının daha eski bir evin yerini aldığı varsayımı geçerliliğini korumakla beraber bu hususa açıklık kazandıran veriler yoktur.
Evin- güneydoğu odasında, kapının karşısındaki bir dolap, çatı arasına götüren gizli bir merdiveni saklamaktadır. Taş duvarlar ve kestane ağacından yapılmış payandalar üzerine inşa edilmiş bir Osmanlı evidir. Yaz ve kış odaları ile hayat alanı olarak ifade edilen verandaları bulunmaktadır.
Beyler konağı ev, kule, hamam, fırın ve erzak depolarından meydana gelmiş bir bütündür.
İyi korunmuş olmasına rağmen genel kuruluş düzeni açısından incelemeye değer olan bu konak II. Mahmut zamanında ki zeybek ayaklanması ve Atçalı Kel Mehmet olayıyla yakın ilgilidir. 1828–1829 yılında voyvoda ve muhas-sıllardan (küçük dereceli idareci) şikâyetçi olan halkın desteğini de alarak yanındaki zeybeklerle Aydın'ın kaza ve köylerine bir süre egemen olan Atça'lı Kel Mehmet, yanında yetiştiği Arpaz Beylerinin bu çiftliğini Haziran 1830'da kuşatarak yakmıştır. Böylece beyler konağı maddi kültür ve sosyal tarihin kesiştiği bir düzlemde çok anlam taşıyan bir belge niteliğindedir.
ARPAZ KULESİ
Arpaz Beyler Konağının hemen karşısında bulunan kulenin eve ve ovaya bakan cephesinin birinci katında bulunan geniş kapısına çıkan taş merdivenleri vardır.
Kapının üst kısmında daha önce kullanılan bir çekme köprüye ait makara yuvaları bulunmaktadır. İndirildiği zaman evin (konağın) zemin kat taşlığına dayanan kemerli bir platforma oturan asma köprü, evden kuleye doğrudan doğruya bir tehlike anında çekebilmeyi sağlıyordu.
Dışa tamamen kapalı olan kulenin zemin katı, Meşrutiyet dönemine kadar zindan olarak kullanılmıştır.
Giriş katından üst kata ahşap bir merdiven ile çıkılır. Bu kat ovaya bakan parmaklıklı pencereleri, oturma sekileri, dolapları, alçıdan ocağıyla bir yaşama mekânı olarak düzenlenmiştir. Yanında, sonradan eklendiği anlaşılan kubbeli küçük bir hamam vardır.
Oda dolaplarının arkasından dolanan ve sonradan inşa edildiği anlaşılan kar gir bir merdiven, halen ahşap bir çatı ile örtülü bulunan ancak özgün bir şekilde olan teras dama çıkar. Terasın köşelerindeki çıkma kuleciklere açılan çok sayıda menfez, hem geniş bir gözetleme açısı sağlıyor hem de her yöne ateş edebilme kolaylığı getiriyordu. Bir çıkma mazgal, giriş kapısını zorlayanların üzerine kızgın su akıtmaya yarıyordu.
Bu yapı özellikleri ile kule korunma, savunma ve geniş görüş açısı nedeniyle gözetleme amacıyla kullanılmaktaydı.
Konağın kuruluş düzeni, yapımı ve bağlı birimleri ile ilk çağdan bu yana sürekli olarak iskân edilmiş olan Arpaz'ın geçmişine sıkıca bağlıdır. Bu iskân sürekliliğinin başlıca nedeni, yerleşmenin son derece verimli bir ovanın kıyısında kurulmuş olmasından ileri gelir. Bu kulenin yapılış tarihi kesin olarak belirlenmiş değildir. Ancak II. Mahmut döneminde Rodos'a ıslahata gönderilen Hacı Hasan Bey, Rodos'tan dönüşünde 20 kadar usta getirmiş ve bu yıllarda bu kulenin onarıldığı sanılmaktadır. Onarımı yapan ustaların Rodos'tan gelmiş olmaları kulenin modern havasından anlaşılır. Gerçektende, köşe kuleleriyle bu yapı Rodos'taki St. Jean şövalyelerinin kalesindeki Naillac kulesini andırmaktadır.
Anadolu'nun tarihinde ölü zamanlar olmadığını bir kez daha anımsatan Arpaz Beyler Konağı Batı Anadolu'nun yerleşim tarihindeki sürekliliğin bir belgesidir.
ANKARA PALAS OTELİ
İstasyon Meydanında yer alan Ankara Palas Oteli, bodrum, zemin ve birinci kat olmak üzere üç katlı, ahşap kırma çatılı, üzeri yerli kiremitle örtülü, kar gir olarak inşa edilmiştir. Giriş İstasyon Meydanı (Güney) yönünden sağlanır. Kuzeyinde, ortada küçük bir havuz bulunan bahçe yer almaktadır. Bahçeye giriş güneydeki esas girişin tam karşısına düşen bahçe kapısı ile sağlanmaktadır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan ve bu özellikleri taşıyan yapının;
Resimler Sadece üyeler içindir!
Ön Cephe: Yatay, dışa taşkın iki kat silmesi ile üç kata ayrılmış olup, bodrumla zemin katı ayıran düz zeminle birinci katı ayıran silme ise üç kademelidir. Tam ortada yer alan girişin iki yanındaki ve çatıya kadar uzanan plasterler cepheyi dikine üçe bölmektedir. Zemin kattan girişi sağlayan kapı esas itibariyle dikdörtgen şekilli ve iki kapı kanatlıdır. Giriş, yapıyı simetrik yapacak şekilde ikiye ayırmaktadır. Bodrum kat pencereleri düz taşkın silmeli, zemin ve birinci kat pencereleri ise sivri kemer silmelidir. Birinci katta giriş kapısı üzerinde küçük balkon ve balkon kapısı vardır. Altında ise halen kullanılmakta olan dükkânlar vardır.
Arka Cephe; Ön cephe düzenlemesi ile büyük benzerlik göstermektedir. Ancak buradaki pencere kemerleri yuvarlak olup, bahçeye çıkışı sağlayan kapı kemeri ise basıktır.
Taşkın Saçak Altı: Dört yanda da dikdörtgen bölümlere ayrılmış olup, dikdörtgen çıtalarla balık kılçığı yapacak şekilde düzenlenmiştir.
Yapının İç Düzeni: Zemin ve birinci kat haçvari planlı olup, doğu-batı yönündeki yan hollerde karşılıklı odalar mevcuttur. Kuzey-Güney yönündeki ana holde ise hol ve birinci kata çıkışı sağlayan merdiven yerleştirilmiştir. Zemin kattan birinci kata çıkışı sağlayan merdiven çift yönlü başlayıp, merdiven sahanlığında birleşerek tek yönlü olarak birinci kata ulaşmaktadır.
Duvarlarda herhangi bir süsleyici unsur olmayıp badanalıdır. Kapı ve pencere doğramaları ile tavan ve döşemeler ahşaptır. Tavanda tavan göbekleri mevcut olup biri dama motifli, diğerleri ise yıldız motifli, zemin katta girişin iki yanındaki kapıların üzerinde de alçıdan bitkisel motifli kabartma süslemeler mevcuttur. Bu bina korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak kabul edilerek tescil edilmiştir.
DOKUZUN HAMAMI
Nazilli İlçesi Altıntaş Mahallesi Koca Camii'nin doğusunda bulunan sokak içindedir. Halk arasında "Dokuzun Hamamı" olarak bilinen hamamın; banisi (yaptıran), mimarı ve ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Batı-Doğu yönünde uzanan dikdörtgen biçimli, kar gir ve geleneksel Türk Hamamı planlı olan hamamın Camekân bölümü tamamen yıkıldığı için herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. Soğukluk, iki kubbeli olup kuzey kubbe ve bu bölümün güney duvarı ve bu duvara bitişik tuvaletler yıkılmıştır. Sıcaklık kısmı ise; yanlarda tonoz, ortada yuvarlak kemerler üzerine sekizgen bir kasnağa oturan bir kubbeyle örtülü olup, yine bu bölümün kubbeye kadar olan güney tarafı yıkılmıştır. Kare biçimli göbek taşı kaldırılmıştır. Kare planlı iki halvet odasının yine sekizgen kasnaklı kubbelerinden kuzey kubbe kasnağa kadar, öteki kubbe güney duvarıyla birlikte tamamen alınmıştır. Dikdörtgen biçimli beşik tonozlu su deposunun kuzeyde kalan çok az bir parçasıyla tamamen yıkıldığı, külhanın ise görünürde hiçbir izi kalmamıştır. Hamamda kubbelere geçişler basit ve kaba çizgilerle sağlanmıştır.
Osmanlı Mimarisi (18 Yüzyıl) Dokuzun Hamamı
18. yüzyıl sonlarına tarihlenebilen hamam, Nazilli'de Osmanlı döneminden günümüze kadar gelen tek hamam örneği olup, bu yapı da taşınmaz kültür varlıklarımız arasında yer almaktadır.
İNCİR KALESİ, ŞİRİN NAZİLLİ ŞEHRİ
...... Tarihinde Celali, Karayazıcı ve Kalender oğlu korkusundan(boş bırakılan tarih kısmı bu isyanların çıktığı 1550-1600yılları arasında olması gerekir)
Olduğundan Nazlı ili diye adlandırılmıştır. İnciri fevkalade meşhurdur. Havası çok sıcak olduğundan akar sulan sıcaktır. Fakat testilerde hava alınca gayet lezzetli sulan vardır. 150 dükkân bir kar gir bedestan (kerpiçten yapılmış halı ve mücevher satılan kapalı çarşı) ve bu Bedestan'a yakın, 10 sütun üzerine yapılmış bir tahıl pazarı vardır etrafı kahvehanelerdir. Eski cami önünde bir çeşme vardır.
NAZİLLİ PAZARI
Cuma günleri buraya etraftan kırk elli bin etrak (Türk) gelip büyük pazar olur. Burası geniş bir sahra (ova) olup Nazilli ayanı nice han, cami, imaret ve dükkânlar yapmışlardır. Yiyecek, içecek ve hububatın hesabını Cenabı hak bilir. İki bin dükkân vardır. Rumeli'de Maşkoloz, Dolyan, Alasonya, Debre, Yanya Össek pazarları meşhurdur ama onlar senede bir kere olur. Üç yüz dükkân başkası, pazardan sonra boş kalır. Kale gibi iki büyük hanlan, beş adet misafirhaneleri, bir hamamı, bir büyük camisi vardır. Caminin uzunluğu ve enliliği 180 ayaktır. Geniş ve çimenlik bir avlusu vardır. Avlunun tam ortasında bir abdest havuzu vardır. Mahkeme bu camiye bitişiktir. Ayda bin kuruş hâsıl olur. Yeniçeri Serdan ve has hâkimi de her cuma burada bulunur. Bu kasaba 300 kiremit örtülü evlerdir. Yedi kahvehanedir.
Nazilli'nin 47 türlü ürünü olur. Bilhassa Gök lop, Aklop, Müşemmes (güneş görmüş) lop, Ballı lop, Ter (yaş) lop, Şekerli lop, Mor lop, Nakip lopu, Sultan lopu, Aydın lopu (incir çeşitleri) meşhur mahsullerindendir. Bu lopların her biri diğerinden lezzetli loplardır ama aşk olsun lop lop yiyene ve gıpta olsun miskli (kokulu) lopu yiyene ki, misk ve amber gibi kokar. Bu incir diğer incirler gibi olmayıp zamanı çabuk geçer ve diğer incirler gibi kurutulup başka vilayetlere sevk edilemez.
Birde yediveren inciri vardır. Yeşil renklidir, kıştan bir aya sonra incir verir. Her ay hâsıl olan inciri başka lezzet ve renktedir. Fakat kış sonunda olan inciri ilkbahardakiler gibi lezzetli olmaz.
Beyit:
Nazar kıl, nev 'i insana kimi zehr-i sükker
A cip hikmet bir ağaçta olur yüz bin yemiş peyda
Kuru inciri binlerce yük halinde diğer vilayetlere gönderirler. Tazeliğini muhafaza eder ve durdukça şekerlesin Biz uzun seyahatimiz sırasında yedi iklim benzerini görmedik. Bu şehrin etrafı baştanbaşa gül, gülistan, bağ ve bostan, içlerinden akarsular ve güzel sesli kuşlar olup, insanın canına can katar. Bu şehrin ayanlarından Serdar Hacı Hasan Beşe, Nakip ve Seyyid Çelebilerle vedalaşarak doğuya doğru Nazilli sahrası içinden akan Menderes Sahrası içinden akan Menderes Işıklı Dağlarından çıkıp Balat Kalesi yakınlarında denize dökülür.
Osmanlı padişahı III. Mehmet döneminde baş gösteren genel isyan hareketi I. Ahmet zamanında Anadolu'nun her ta-rafına yayılmıştı. Kalender oğlu, Karayazıcı ve suhte (medrese öğrencileri) ayaklanmalarına Aydınlı Zor Mehmet Paşa'nın kâhyası Yusuf Paşa da katıldı. Aydın ve Nazilli ahalisi eşkıya korkusundan şehirlerinin etrafına kendi imkânlarıyla sur çekmek zorunda kaldılar. Evliya Çelebi'nin Nazilli hakkında verdiği bilgiler arasındaki "etrafı surla çevrili" ifadesi buradan kaynaklanmaktadır
YEREL SÖZCÜKLER
Nazilli ve çevresi yöresel konuşma dili açısından oldukça zengin bir bölgedir. Toplusal kültürün en önemli faktörlerinden ve toplumları ulus yapan unsurlardan en önemlisi de dilidir. Dil canlı bir varlıktır. Doğar, gelişir ve zaman içinde bir takım değişikliklere uğrayarak yok olur. Eğer beraber yaşadığımız insanları anlamıyorsak veya düşündüklerimizi istediğimiz gibi ani atamıyorsak bu insanlar ile o toplum arasında bir kopukluk var demektir.
Günümüzde değişen toplum koşullan, bundan en az elli yıl öncesinin canlı ve güncel kelimelerini anlaşılamayacak hale getirmiş ve kuşaklar arasında bir kopukluğa neden olmuştur. İşte bu nedenlerle ninelerimizin, dedelerimizin yıllar önce kullandı klan bu sözcüklerden bir demet yaparak sunmak istedik. Bu sözcüklerden birçoğu unutulmuş, birçoğu ise hala kullanılmaktadır.
Akbaş : Karnabahar
Almelik : Mutfak rafı
Anar beri : Öteberi
Balcan : Patlıcan
Bamile : Bamya
Bısat : İç çamaşırı
Boduç : Saplı ve bakırdan yapılmış yoğurt kabı
Bulla : Abla
Bulmeç : Bulamaç
Cevcev : Çok sıcak
Cımcık : Azıcık
Çanak : Tabak
Dalgan : Isırgan otu
Dığan : Tava
Dinelmek : Ayakta durmak
Düzgü: Kalemtıraş
Endeki :Onu
Engücü : Nasıl olsa, elbette
Enkire : Orası
Fistan : Elbise
Gaymta : Kayınpeder
Haranı : Tencere
Hıra : Sıska
Hindi : Şimdi
Hötürük : İshal olma
Ihıcık : Şurası, yakınolanyer
Irlamak : Sallamak
Ispança : Bulaşık bezi
Isran : Hamur kazıma kaşığı
İrim : Sokak
İşlik : Gömlek
Kayır : İnce kum
Kelter : Çamaşır sepeti
Kemkirmek: Havlamak
Kımıdırgeç : Tahtaravalli
Kokar ot : Kereviz
Kumpir : Patates
Kupa : Bardak
Küpeç : Küçük küp
Nahalsın : Nasılsın
Podye : Önlük
Soğukluk : Teras
Somak : Boğaz
Şavk : Lamba
Yazma : Tülbent, başörtüsü
Zenne : Kadın
Çok zengin bir etimolojik karaktere sahip olan bölgemizin yerel ağızlar dediğimiz ve halkın belli kesimlerinin kullandığı kelimelerinden ilginç ve bilinmeyenlerinden örnekleri bu bölümde vermeye çalıştık. Kuşkusuz bu kelimeleri çoğaltmak ve gelecek kuşaklara aktarmak gerekmektedir. Ancak bu araştırma başlı başına bir çalışma gerektirir.
Resme Tıklayın.Açılan Galeriden Kategoriler halinde resimleri izleyebilirsiniz